EVET SİTENDE NE DEGİSTİ
HABERLERİ BURAYA YAZ
HABER STICKERI OLARAK KULLAN

KOPYALA YAPISTIR

 KALEM

 

 

IB MERCI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

S.N SÜRELER
1 Fatiha
2 flèche rightBakara
3 Al-i Imran
4 Nisa
5 Maide
6 En´am
7 A´raf
8 Enfal
9 Tevbe
10 Yunus
11 Hud
12 Yusuf
13 Ra´d
14 İbrahim
15 Hicr
16 flèche droiteNahl
17 İsra
18 Kehf
19 Meryem
20 Ta-ha
21 Enbiya
22 Hac
23 Mü´minun
24 Nur
25 Furkan
26 Şuara
27 Neml
28 Kasas
29 Ankebut
30 Rum
31 Lokman
32 Secde
33 ILERIYE DOGRUBAKINIZflèche droiteAhzaB
34 Sebe
35 Fatır
36 Yasin
37 Saffat
38 Sad
39 Zümer
40 Mü´min
41 Fussilet
42 Şura
43 Zuhruf
44 Duhan
45 Casiye
46 Ahkaf
47 Muhammed
48 Fetih
49 Hucurat
50 Kaf
51 Zariyat
52 Tür
53 Necm
54 Kamer
55 Rahman
56 Vakı´a
57 Hadid
58 Mücadele
59 Haşir
60 Mümtehine
61 Saf
62 Cum´a
63 Münafikun
64 Tegabün
65 Talak
66 Tahrim
67 Mülk
68 Kalem
69 Hakka
70 Mearic
71 Nuh
72 Cin
73 Müzzemmil
74 Müddessir
75 Kıyamet
76 İnsan
77 Mürselat
78 Nebe
79 Naziat
80 Abese
81 Tekvir
82 İnfitar
83 Mutaffifin
 84     İnsikak
   85 Büruc
  86 Tarık
  87 A´la
   88  

  89

Fecr
      90 Beled
    91 Şems
   92 Leyl
   93 Duha
  94 Inşirah
  95 Tin
96 Alak
97 Kadir
98 Beyyine
99 Zilzal
100 Adiyat
101 Kari´a
102 Tekasür
103 Asr
104 Hümeze
105 Fil
106 Kureyş
107 Ma´un
108 Kevser
109 Kafirun
110 Nasr
111 Tebbet
112 İhlas
113 Felak
114 Nas

Ana Sayfa

Peygaberimizin

Arkadaşları..

S A H A B E L E R 

 
HULEFAi  RASiDiN
  Hz.EBU BEKiR
  Hz.ÖMER
  Hz.OSMAN
  Hz.ALi
ASEREi MÜBESSiRE
  Hz.EBU BEKiR
  Hz.ÖMER
  Hz.OSMAN
  Hz.ALi
  SA'D B. EBi VAKKAS
  SAiD B. ZEYD
  TALHA BiN UBEYDULLAH
  ZÜBEYR BiN AVVAM
  EBU UBEYDE B. el-CERRÂH
  ABDURRAHMAN B.AVF
SAHABELER
  ABBÂS iBN ABDULMUTTALiB
  ABDULLAH B.ÖMER B.EL HATTÂB
  ABDULLAH iBN MES'UD
  ABDULLAH iBN REVÂHA
  ABDULLAH B.AMR B.EL-ÂS
  ABDULLAH iBN ABBÂS
  ABDULLAH iBN ZÜBEYR
  AMMÂR B.YÂSiR
  AMR iBN EL-ÂS
  BERÂ'iBN ÂZiB
  BiLÂL-i HABESi
  CÂBIR IBN ABDULLAH
  CA'FER B.EBi TALiB
  EBÂN B.SAiD B.el-AS
  EBU DÜCÂNE
  EBÛ ZERR el GIFÂRi
  EBU'D DERDA
  EBÛ EYYUB EL ENSÂRi
  EBÛ HUREYRE
  EBÛ MUSA EL ES'ARI
  EBU SAiD EL HUDRi
  ENES B.MÂLIK
  ERKAM B.EBi'L ERKAM
  ES'AD B.ZURÂRE
  FADL iBN ABBAS
  HABBÂB iBN ERET
  HÂLiD B.VELiD
  HAMZA  iBN ABDULMUTTALiB
  HASSAN B.SÂBiT
  MUAZ B.CEBEL
  MUS'AB iBN UMEYR
  SELMAN el-FARiSi
  ÜBEY B.KA'B
  ÜSAME B.ZEYD
  ZEYD B.HÂRiSE
  ZEYD B.SÂBiT
Geri Dön

 

------------------------------------------------------------------------------------------------

Suudiler`in tarih mirasına yönelik korkunç yıkımları, peygamberi ve hatta dinin kendisini dahi

 

`put` ilan etme noktasına varan Vahabi inanışına dayanıyor. Öyle ki,

 

1800`lü yılların ilk yarısında Vahabiler Hz. Muhammed`in ailesinin mezarını tahrip ettikleri için

devrin Halifesi; Osmanlı Padişahı 2`nci Mahmud tarafından sapkın ilan edilmiş ve liderleri İstanbul`a getirilerek asılmış.

Vahabi mezhebi, 1744 yılında Arabistan çöllerine hakimiyet kurmak isteyen

Muhammed Bin Suud liderliğindeki Suudi kabilesi ile onun akıl hocası Muhammed İbn Abdül Vahab arasındaki anlaşmayla

yayılmaya başlamış. Kur`an`ın bile ancak kendi yorumlarına göre okunmasına izin veren,

ibadet etmeyen vatandaşlarına ölüme varan cezalar uygulayan, kadınların sosyal hayatta hiçbir varlık

göstermesine izin vermeyen, kendileriyle aynı inancı paylaşmayan Müslümanlar`ı bile `kafir` ilan eden Vahabi mezhebi,

sırtını milyarlarca dolar değerindeki petrol rezervlerine ve Hac ticaretine dayıyor.

2000 yılında Afganistan`daki binlerce yıllık Budist heykellerini yıkmaları için Taliban`a maddi yardım gönderen

Vahabiler`İslamcı terör` yaftası yapıştırılarak bütün Müslümanlar`ı töhmet altında bırakan

dalganın da finansörü ve ideoloğu. Bugün en tanınmış Vahabi ise El Kaide lideri Usame Bin Ladin.

 

Arkadaslar vahhabilik nedir?kisa bir bilgim var?bu konuda kisada arastirma yaptim.merka ettigim konular,kimden esinlendiler,hindistan ve pakistana nasil uzanmis?bugunku el kaidecilerde vahhabiler varmi?bir vahhabi goruse sahip biriyle tartismaya girdim,osmanliyi sevmiyorlar.osmanliyi savunacagimi hic dusunmedim(osmanli bu yobazlardan cok daha aydinmis)ama savunmak zorunda kaldim.vahhabi icin akil,rasyonellik bir anlam ifade etmiyormu?beni korkuttular gorusleriyle.
nedir bu vahhabilik,kimler arasinda yaygin,hindistanda babur imparatorlugu vahhabi degilde,bugun niye hindularin(musluman) arasinda vahhabiler var.bugun ku kokten dinci/siddet savunucusu olanlarin arasindaki yerleri ne?
detayli bilgisi ve kaynagi olan arkadas varmi?
tesekkurler
SUDOKU çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
 

 

 

 

 

 

Vehhabilik nedir
Vehhabiliği kuran, Mehmed bin Abdülvehhabdır. İngiliz casuslarından,
Hempher’in tuzağına düşerek, ingilizlerin (İslamiyet’i imha) etmek çalışmalarına alet oldu.

[İngiliz Casusunun İtirafları kitabında, Vehhabiliğin kuruluşu uzun anlatılmaktadır.
Bu kitabı, www.hakikatkitabevi.com adresinden okuyabilir ve temin edebilirsiniz.]

Eline geçirdiği, ibni Teymiye’nin Ehl-i sünnete uymayan kitaplarını okumuş, (Şeyh-i necdi) diye meşhur olmuştu.
Düşünceleri, ingiliz paraları ve ingiliz silahları karşılığında, köylüler ve Deriyye ahalisi ile reisleri
Muhammed bin Süud tarafından desteklendi. Sapık din adamı ibni Teymiye’nin fikirleri ile
Hempher’in yalanlarının karışımına Vehhabilik denir.

Mirat-ül-Haremeyn kitabının basıldığı 1888 senesinde Necd emiri, Abdullah bin Faysal idi.
Aşağıdaki bilgilerin çoğu Mirat-ül-Haremeyn’den alınmıştır:

Mehmed’in babası Abdülvehhab, iyi bir müslüman idi. Bu ve Medine’deki âlimler,
Abdülvehhab oğlunun sözlerinden, yeni bir yol tutacağını anlamış, herkese, bununla konuşmamasını nasihat etmişlerdi.
Fakat, Abdülvehhab oğlu, 1738 senesinde Vehhabiliği ilan etti. İngilizlerin siyasi ve askeri yardımları ile, Arabistan’a yayıldı.

Vehhabilere inanan Deriyye hakimi Abdülaziz bin Muhammed bin Süud ilk olarak 1791 senesinde,
Mekke emiri şerif Galib efendi ile harp etti. Daha önce, vehhabiliği gizlice yaymışlardı.
Sayısız müslümanları öldürüp, kadınlarını, çocuklarını ve mallarını almışlar ve işkence etmişlerdi.

Abdülvehhab oğlu, Beni Temim kabilesindendir. 1699 senesinde Necd çölündeki Hureymile kasabasında,
Uyeyne köyünde doğmuş, 1791’de Deriyye’de ölmüştü. Önceleri ticaret için Basra, Bağdat, İran,
Şam ve Hind taraflarına gitmiş, çok zeki ve bozguncu sözleri ile (Şeyh-i Necdi) adını almıştı.
Dolaştığı yerlerde çok şeyler görmüş, şef olmak düşüncesine kapılmıştı. 1713 senesinde,
Basra’da tanıştığı ingiliz casusu Hempher, Abdülvehhab oğlunun devrim yapmak arzusunda olduğunu anladı.
Bununla uzun zaman arkadaşlık yaptı. İngiliz Sömürgeler Bakanlığından aldığı hile ve yalanları buna telkin etti.
Abdülvehhab oğlunun bu telkinlerden zevk aldığını görünce, yeni bir din kurmasını teklif etti
. Bu yeni dinin esaslarını ona bildirdi. Casus da, Abdülvehhab oğlu da aradıklarına kavuşmuş oldular.

Yeni bir din kurmak için, önce Medine’de, sonra Şam’da, Hanbeli âlimlerinden okudu.
Necde dönünce köylüler için küçük din kitapları yazdı. Bu kitaplara, ingiliz casusundan öğrendiklerini
Mutezile ve başka bid’at fırkalarından aldığı bozuk düşünceleri de karıştırdı.
Köylülerin çoğu buna tâbi oldular. İslamiyet’i içerden yıkmak için, İngiltere’de kurulmuş olan (Sömürgeler
Bakanlığı), bu hâli, Necd şeyhi olan (Muhammed bin Süud)a bildirdi.
Çok para vererek ve siyasi, askeri yardımlar vaat ederek, Abdülvehhab oğlu ile işbirliği yapmasını temin etti.
Arabistan’da hasebe ve nesebe çok ehemmiyet verirlerdi. Kendisi ise, cahil olduğundan,
Abdülvehhab oğlu Vehhabilik adını verdiği bu sapık inancı yaymak için,
Muhammed bin Süudu maşa olarak kullandı. Kendisine (Kadı), Muhammed bin Süuda (Hakim) ismini taktı.
Kendilerinden sonra da, çocuklarının bu makama geçmelerini temin eden bir anayasa yaptırdı.

Abdülvehhab oğlu, önceleri Medine’de okurken, Medine’nin salih, temiz âlimlerinden olan babası
Abdülvehhab ve kardeşi Süleyman bin Abdülvehhab ve kendisine ders okutan hocaları,
bunun sözlerinden ve davranışlarından ve sık sık söylediği düşüncelerinden bunun ileride
İslam dinini içeriden yıkacak bir sapık olacağını anlamışlardı. Kendisine nasihat verirler ve müslümanlara,
bundan sakınmalarını söylerlerdi. Fakat, korktukları çabuk meydana geldi. Düşüncelerini
Vehhabilik adı ile açıkça yaymaya başladı. Cahilleri, ahmakları aldatmak için
İslam âlimlerinin kitaplarına uymayan yeniliklerle, dinde reformculukla ortaya çıktı. (Ehl-i sünnet vel-cemaat)
mezhebinde olan doğru müslümanlara kâfir diyecek kadar taşkınlık yaptı.
Peygamberimizi ve başka Peygamberleri ve Evliyayı vesile ederek, Allahü teâlâdan bir şey istemeye ve
bunların kabirlerini ziyaret etmeye şirk dedi.

Abdülvehhab oğlunun, ingiliz casusundan öğrendiğine göre, bir kabir başında dua ederken,
meyyite karşı söyleyen, müşrik olurmuş. Allah’tan başka bir kimse veya bir şey için, yaptı demek, mesela,
Falanca ilaçtan fayda oldu veya Peygamber efendimizi veya bir Veliyi vasıta yaparak
istediğim oldu diyen müslümanlar müşrik olurmuş. Abdülvehhab oğlunun, bu sözlerine vesika olarak ortaya attığı şeyler,
hep yalan ve iftira ise de, cahil halk, doğruyu eğriden ayıramadıkları için sözleri, işsizlerin, çapulcuların, bilhassa
Deriyye hakimi Muhammed bin Süud’un hoşuna gitti. Cahiller ve vurguncular, taş yürekliler,
Abdülvehhab oğlunun sözlerine hemen yanaştılar. Doğru yolda olan halis müslümanlara kâfir dediler.

Abdülvehhab oğlu, düşüncelerini kolayca yayabilmek için, Deriyye hakimine başvurunca,
o da topraklarını genişletmek ve kuvvetlerini arttırmak için ve Londra’dan aldığı emirleri yaymak için,
Abdülvehhab oğlu ile seve seve işbirliği yaptı. Onun fikirlerini her tarafa yaymakta bütün gücü ile uğraştı.
İnanmayıp karşı duranlarla harp etti. Müslümanların mallarını yağma etmek, canlarına kıymak helal denilince,
çöldeki vahşiler, soyguncular, Muhammed bin Süud’a asker olmak için yarış ettiler.
Süud oğlu ile Abdülvehhab oğlu el ele vererek, vehhabiliği kabul etmeyenlerin kâfir ve müşrik olduklarına,
kanlarını dökmek ve mallarını almak helal olduğuna
1730 senesinde karar verip, 1738 yılında vehhabiliği ilan ettiler. Buna göre, Abdülvehhab oğlu,
otuziki yaşında bozuk fikirleri yaymaya başlamış, kırk yaşında ilan etmiştir.

Mekke-i mükerreme şafii müftüsü Esseyyid Ahmed bin Zeyni Dahlan, El-Fütuhat-ül-islamiyye kitabının 2.
cüz 228.sayfasından başlayarak, Fitnet-ül-vehhabiyye başlığı altında bunların bozuk inançlarını ve
müslümanlara yaptıkları işkenceleri anlatmaktadır. Bunun 234.sayfasında diyor ki:
(Mekke’deki ve Medine’deki Ehl-i sünnet âlimlerini aldatmak için, buralara kendi adamlarını gönderdiler.
Bu adamlar, İslam âlimlerine cevap veremediler. Cahil ve sapık oldukları anlaşıldı.
Kâfir olduklarını ispat eden bir karar yazılıp her tarafa gönderildi.)

Hicaz’da bulunan dört mezhep âlimleri ve bunların arasında Abdülvehhab oğlunun kardeşi
Süleyman efendi ve kendisine ders okutmuş olan hocaları, Abdülvehhab oğlunun
kitaplarını inceleyerek, İslam dinini yıkıcı, bozguncu yazılarına cevaplar hazırladılar, sapık yazılarını çürüten
kuvvetli vesikalarla kitaplar yazarak, müslümanları uyandırmaya çalıştılar.
Süleyman bin Abdülvehhab’ın, kardeşine karşı yazdığı kitabın ismi, Savaık-ul ilahiyye firreddi alel-vehhabiyye’dir.

Bu kitaplar onları gafletten uyandıramadı. Müslümanlara karşı olan düşmanlıklarını arttırdı ve
Muhammed bin Süud’un müslümanlar üzerine saldırmasına, akıtılan kanların çoğalmasına sebep oldu.
Bu adam, (Beni Hanife) kabilesinden olup, Müseyleme-tül Kezzabın peygamberliğine inanmış olan ahmakların soyundan idi.
Muhammed bin Süud, 1765 senesinde ölünce, oğlu Abdülaziz yerine geçti. Abdülaziz bin Muhammed bin Süud,
1803 senesinde, Deriyye camiinde, bir Şii tarafından, karnına hançer sokularak öldürüldü. Bundan sonra, oğlu Süud bin Abdülaziz vehhabilerin şefi oldu. Arabları aldatmak, sapık inançlarını yaymak için müslümanların kanını dökmekte,
üçü de, birbiri ile yarışırcasına çalıştılar.

[Vehhabilerin ve mal, mevki ele geçirmek için bunların arasına karışan cahil, vahşi kimselerin,
Taif’de, Mekke ve Medine’de ve diğer yerlerdeki müslümanlara yaptıkları işkenceler ve kadınların,
çocukların barbarca öldürülmeleri, Ahmed bin Zeyni Dahlan’ın Hulasat-ül-kelam kitabında ve Eyyub Sabri Paşanın
1879 senesinde basılmış olan Tarih-i Vehhabiyan ve Mirat-ül-Haremeyn kitaplarında uzun yazılıdır.
Yüreği dayanabilenler oradan okuyabilirler. Bunların, Osmanlı devleti tarafından nasıl cezalandırıldıkları ve
birinci cihan harbinden sonra, ingilizlerin bol para ve silah yardımı ile tekrar nasıl devlet kurdukları da yazılıdır.]

Abdülvehhab oğlunun bu düşüncelerini yayması, Allah’ı tevhidde halis olmak için ve
müslümanları şirkten kurtarmak için imiş. Müslümanlar şirk üzere imişler. Yani müşriklermiş,
yani puta tapan kâfirlermiş. Müslümanların dinini tazelemek için, dinde reform yapmak için, ortaya çıkmış.
Diğer maddelerde bu sapık fikirlerini ve cevaplarını yazacağız. Burada önsöz mahiyetinde yazıyoruz.

Bu düşüncelerine herkesi inandırmak için, Ahkaf suresinin 5.âyet-i kerimesini,
Yunus suresinin 106.âyet-i kerimesini ve Rad suresinin 14.âyet-i kerimesini vesika olarak ileri sürmüştür.
Halbuki bunlara benzeyen, daha birçok âyet-i kerimeler vardır. Bu âyet-i kerimelerin hepsi, puta tapan kâfirleri,
müşrikleri bildirmek için gönderildiğini, tefsir âlimleri sözbirliği ile beyan buyurmuşlardır.

Abdülvehhab oğlunun düşüncelerine göre, bir müslüman, Peygamber efendimizden veya başka Peygamberlerden yahut
Velilerden, Salihlerden birinin kabrinin yanında veya uzakta iken bundan (istigase) etse, yani sıkıntıdan,
dertten kurtulması için yardım istese, yahut o zatın ismini söyleyerek şefaat etmesini dilese,
yahut kabrini ziyaret etmek için gitmek istese, o müslüman müşrik olurmuş. Allahü teâlâ,
Zümer suresinin üçüncü âyetinde, puta tapan kâfirleri bildirmektedir. Peygamberleri ve
Evliyayı vesile ederek dua eden müslümanlara müşrik diyebilmek için, bu âyet-i kerimeyi ileri sürüyorlar.
Müşrikler de putların yaratıcı olmadığına, her şeyi Allahü teâlânın yarattığına inanıyorlardı diyorlar.
Hatta Ankebut suresinin 61. ve Zuhruf suresinin 87. âyet-i kerimesinde mealen, (Bunları kimin yarattığını,
onlara sorarsan, elbette Allah yarattı derler) buyuruldu. Allahü teâlânın da böyle buyurduğunu söylüyorlar.
Kâfirler böyle inandıkları için değil, Zümer suresinin 3.âyetinde bildirilen, (Allah’tan başkalarını dost edinenler,
onlar Allahü teâlâya şefaat ederek bizi yaklaştırırlar derler) meali şerifini söyledikleri için kâfir ve müşrik oluyorlar, diyorlar.
Peygamberlerin, Evliyanın kabirlerinden şefaat, yardım isteyen müslümanlar da, böyle söyleyerek müşrik oluyorlarmış.

Abdülvehhab oğlunun, bu âyet-i kerimeyi ileri sürerek, müslümanları kâfirlere, müşriklere benzetmesi, çok çürük,
ahmakça ve gülünç bir şeydir. Çünkü, kâfirler, şefaat etmeleri için putlara tapınıyorlar. Allahü teâlâyı bırakıp,
dileklerini yalnız putlardan istiyorlar. Allahü teâlânın âlemlere rahmet olarak gönderdiği Muhammed aleyhisselama ve
getirdiği İslam dinine inanmıyorlar. Biz Müslümanlar ise, Allah’a ve Resulüne iman ediyor, getirdiği İslam dinine inanıyoruz.
Zaten buna iman ettiğimiz için müslüman oluyoruz. İman edenler ile putlara tapan müşrikler hiç mukayese edilebilir mi?
Hiç birbirine benzetilebilir mi? Üstelik bu müşrikler, Peygamber efendimize iman etmemekle kalmayıp,
Ona ve iman eden müslümanlara her türlü eziyeti yapmış, sayısız harpler etmişlerdi. Biz, Peygamberlere,
Evliyaya tapınmıyor, her şeyi yalnız Allah’tan bekliyoruz. Evliyanın vasıta, vesile olmasını istiyoruz. Âlemlere rahmet
olarak gönderilen en sevgili kul, en büyük Peygamber Muhammed aleyhisselam efendimizin şefaat etmesini istiyoruz.

Kâfirler, putlarının diledikleri gibi şefaat edeceklerine, her dilediklerini Allah’a mutlaka yaptıracaklarına inanıyorlar.
Biz Müslümanlar ise, Allahü teâlânın, sevdiği kullarına şefaat için izin vereceğini, sevdiklerinin şefaatlerini ve
dualarını kabul edeceğini, Kur’an-ı kerimde bildirdiği için, Kur’an-ı kerimde bildirilen bu müjdeye inandığımız, iman ettiğimiz için,
Allahü teâlânın sevgilisi olan yüce Peygamberimizden, sevgili kulları Evliyadan şefaat ve yardım istemekteyiz.

Kâfirlerin putlara tapınması ile, müslümanların Evliyadan yardım istemeleri birbirine benzetilemez.
Bir müslüman ile bir kâfir, görünüşte hep insandır. İnsanlıkları birbirlerine benzemektedir.
Fakat, müslüman, Allahü teâlânın dostudur. Sonsuz Cennette kalacaktır. Kâfir olan ise,
Allahü teâlânın düşmanıdır. Sonsuz Cehennemde kalacaktır. Görünüşte birbirlerine benzemeleri,
hep aynı olacaklarına senet olamaz. Allahü teâlânın düşmanı olan putlara, heykellere yalvaran ile,
Allahü teâlânın sevgili Peygamberine ve veli kullarına yalvaranlar, görünüşte benzeyebilirler.
Fakat, putlara yalvarmak, Cehenneme götürür. Peygambere ve Evliyaya yalvarmak ise, Allahü teâlânın af etmesine,
merhamet etmesine sebep olur. (Allahü teâlânın sevdiği kulları hatırlanırsa, Allahü teâlâ merhamet eder)
hadis-i şerifi meşhurdur. Bu hadis-i şerifi, aşağıda diğer maddelerde tekrar bildireceğiz. Peygamberlere,
Evliyaya yalvarınca, Allahü teâlânın merhamet edeceğini, af buyuracağını bu hadis-i şerif de göstermektedir.

Müslümanlar, Peygamberlerin, Evliyanın ilah, mabud, Allahü teâlâya şerik, ortak olmadıklarına inanır.
Bunların, Allahü teâlânın aciz kulları olduklarına, ibadete, tapınmaya, yalvarmaya hakları olmadığına inanır.
Allahü teâlânın sevdiği, dualarını kabul eylediği kulları olduğuna inanır. Maide suresi, 35.âyetinde mealen,
(Bana yaklaşmak için vesile arayınız) buyuruldu. Salih kullarımın dualarını kabul ederim, dileklerini veririm buyuruyor.
Buhari’de ve Müslim’de ve Künuz-üd-dekaık’te bulunan hadis-i şerifte, (Elbet, Allahü teâlânın öyle kulları vardır ki,
bir şey için yemin etse, Allahü teâlâ, o şeyi yaratır. Onu yalancı çıkarmaz) buyuruldu. Müslümanlar, bu âyet-i kerimelere ve
hadis-i şeriflere inandıkları için, Peygamberi ve Evliyayı vesile yapmakta, onlardan dua ve yardım beklemektedir.

Evet, kâfirlerin bir kısmı, putlarının, heykellerinin yaratıcı olmadıklarını, her şeyi Allahü teâlânın yarattığını söylüyorlar ise de,
putların tapınmaya hakları vardır, onlar dilediğini yaparlar ve Allah’a da yaptırırlar diyorlar. Putlarını Allah’a
şerik, ortak yapıyorlar. Bir kimse, dünyada başkasından yardım istese, bana elbette yardım yapar
onun her istediği kesinlikle olur dese, bu kimse kâfir olur. Fakat, benim işim onun istemesi ile kesinlikle olmaz.
O bir sebeptir. Allahü teâlâ sebebe yapışanları sever. Sebeple yaratmak Onun âdetidir. Sebebe yapışmış olmak için,
bundan yardım istiyorum, dileğimi Allah’tan bekliyorum. Peygamber efendimiz de sebeplere yapışmıştır.
Sebebe yapışmakla, o yüce Peygamberin sünnetine uymuş oluyorum diyerek birisinden yardım isteyen kimse sevap kazanır.
İşi olursa, Allahü teâlâya hamd eder. İşi olmazsa, Allahü teâlânın kazasına, kaderine razı olur.

Kâfirlerin puta tapması, müslümanların Peygamberden, Evliyadan dua, şefaat, yardım istemelerine benzemez.
Aklı olan, doğru düşünebilen, bu ikisini birbirine benzetmez. Birbirinden başka olduklarını iyi anlar.
Zararı ve faydayı yaratan, ancak Allahü teâlâdır. Ondan başkasının tapınmaya hakkı yoktur.
Hiçbir Peygamber, hiçbir Veli ve hiçbir mahluk, hiçbir şey yaratamaz. Allah’tan başka yaratıcı yoktur.
Yalnız Allahü teâlâ, Peygamberlerinin, Velilerinin, salih kullarının, yani sevdiği kullarının isimlerini söyleyenlere,
onları vesile edenlere merhamet eder. Dilediklerini verir. Böyle olduğunu, kendisi ve sevgili Peygamberi haber vermiştir.
Bu haberlere uyarak müslümanlar da böyle inanmaktadır.

Müşrikler, kâfirler ise, putların bir şey yaratmadığını bildikleri halde, putları ilah ve mabud biliyorlar.
Putlara tapınıyorlar. Kimisi üluhiyyette müşrik oluyor. Kimisi de, ibadette müşrik oluyorlar.
(Putlarımız bize şefaat edecektir. Allah’a yaklaştıracaktır) dedikleri için, müşrik olmuyorlar.
Putları mabud bildikleri için, putlara tapındıkları için müşrik oluyorlar.

Peygamber efendimiz, (Bir zaman gelecek, kâfirler için gelmiş olan âyet-i kerimeleri,
müslümanları kötülemek için vesika olarak kullanacaklardır) buyurdu. Başka bir hadis-i şerifte,
(En çok korktuğum şey, âyet-i kerimeleri Allahü teâlânın dilemediği yerlerde kullanacak kimselerin ortaya çıkmasıdır)
buyurdu. Bu hadis-i şeriflerin ikisini de Abdullah bin Ömer “radıyallahü anhüma” bildirdi. Bu iki hadis-i şerif,
mezhepsizlerin, zındıkların türeyeceklerini ve kâfirleri bildiren âyet-i kerimelerin müslümanlar için geldiğini
söyleyeceklerini, Kur’an-ı kerime iftira edeceklerini bildirmektedir.

Müminler, Allahü teâlânın sevdiğine inandıkları kimselerin mezarlarını ziyarete gidiyorlar.
Allahü teâlânın sevdiği kullarını vasıta, vesile ederek, Allahü teâlâya yalvarıyorlar.
Peygamber efendimiz ve Eshab-ı kiram da böyle yaparlardı. Peygamber efendimiz,
(Ya Rabbi, istediklerini vermiş olduğun kullarının hakkı için, hürmeti için senden istiyorum) duasını okurdu.
Bu duayı Eshabına öğretir ve okumalarını emrederdi. Müminler de, böyle dua etmektedir.

Hz. Ali’nin validesi olan Fatıma binti Esed vefat edince, Resulullah kabre koydu ve (Ya Rabbi, bana annelik yapan
Fatıma binti Esedi af eyle! Peygamberinin ve benden önce gelmiş olan Peygamberlerinin hakkı için,
ona rahmetini bol eyle) diye dua eyledi. Gözlerinin açılması için dua isteyen birisine, iki rekat namaz kılmasını,
sonra (Ya Rabbi, kullarına merhamet ederek göndermiş olduğun Peygamberin Muhammed aleyhisselamın hürmeti için,
Onu vesile ederek, senden istiyorum. Sana yalvarıyorum. Ya Muhammed “aleyhisselam”! Seni vesile ederek,
duamı kabul edip, dileğimi ihsan etmesi için Rabbime yalvarıyorum. Ya Rabbi, duamın kabul olması için, o yüce
Peygamberi bana şefaatçi eyle) duasını okumasını emir buyurdu.

Âdem aleyhisselam, yasak edilen ağaçtan yiyerek, (Seylan) yani Serendib adasına indirilince, (Ya Rabbi, oğlum
Muhammed aleyhisselam hürmetine beni af et) duasını yaptı. Allahü teâlâ da, (Ey Âdem,
Muhammed aleyhisselamı vesile ederek, yerdekiler ve göktekiler için şefaat isteseydin, şefaatini kabul ederdim) buyurdu.

Hz. Ömer, Hz. Abbas’ı beraber götürüp, onu vesile ederek, yağmur duası yapmış, duası kabul olmuştur.

Gözlerinin açılmasını isteyen birisine, okuması emrolunan duada, (Ya Muhammed! Seni...)
demek, Evliyayı vesile ederken ismini söyleyerek yalvarmanın caiz olduğunu göstermektedir.

Eshab-ı kiramın ve Tabi’inin hayatını bildiren kitaplar, kabir ziyaretinin ve ismini söyleyerek şefaat istemenin ve
meyyiti vesile kılmanın meşru ve caiz olduğunu gösteren vesikalarla doludur.

İbni Hacer-i Hiytemi’nin Minhac şerhi olan Tuhfe kitabına haşiyeleri ile meşhur
Muhammed bin Süleyman şafi’i, Abdülvehhab oğlunun bozuk ve sapık bir yolda olduğunu,
âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere yanlış manalar verdiğini, vesikalarla ispat etmiştir.
Kitabında şöyle demektedir:
(Ey Abdülvehhab oğlu! Müslümanlara dil uzatma, sana Allah rızası için nasihat ediyorum.
Allah’tan başka yaratıcı olduğunu söyleyen varsa, ona doğruyu bildir! Vesikalar göstererek onu doğru yola çevir!
Müslümanlara kâfir denilemez! Milyonlara kâfir dememek için, bir kişiye kâfir demek daha doğru olur.
Sürüden ayrılan koyunun tehlikede olduğu muhakkaktır. Nisa suresinin (Doğru yol gösterildikten sonra,
Peygambere uymayan, imanda ve amelde müminlerden ayrılan kimseyi, küfür ve irtidadda bırakır ve Cehenneme atarız)
mealindeki 115. âyet-i kerime, Ehl-i sünnet ve cemaatten ayrılmış olanların halini göstermektedir.)

Kabir ziyaretinin caiz ve faydalı olduğunu bildiren hadis-i şerifler, pek çoktur. Eshab-ı kiram ve
Tabi’in-i izam, Peygamber efendimizin mübarek türbesini ziyaret ederlerdi. Bu ziyaretin nasıl yapılacağını ve
faydalarını bildirmek için kitaplar yazılmıştır.

Bir Veliyi vesile ederek dua etmek, ismini söyleyerek ondan yardım istemek, hiç zararlı değildir. İsmi söylenen zatın
tesir edeceğine, istenileni elbet yapacağına, gaybları bileceğine inanmak küfür olur. Müslümanlar böyle inanmıyor ki,
kötülenebilsin. Müslüman, Allahü teâlânın sevgili bir kulundan, yalnız vesile olmasını, şefaat etmesini, dua etmesini ister.
İstenileni yaratan yalnız Allahü teâlâdır. Maide suresi, 27.âyetinde mealen, (Mütteki kullarımın duasını kabul ederim)
buyuruldu. Bunun için, sevdiklerinden dua istenir. Meyyitten, istekleri vermesi değil,
Allahü teâlânın vermesine vasıta olması istenir. Vermesini istemek caiz değildir. Müslümanlar bunu istemez.
Verilmesi için vasıta olmasını istemek caizdir. İstigase ve İstişfa ve Tevessül kelimeleri de,
hep vasıta, vesile olmayı istemek demektir.

Her şeyi yaratan, yapan yalnız Allahü teâlâdır. Bir şeyi yaratmak için, başka bir mahlukunu vasıta ve sebep yapması,
Allahü teâlânın âdetidir. Allahü teâlânın bir şeyi yaratmasını isteyenin, o şeyin yaratılmasına vesile olan sebebe yapışması
lazımdır. Peygamberler hep sebeplere yapışmışlardır.

Allahü teâlâ sebebe yapışmayı övmektedir. Peygamberler sebeplere yapışmayı emir etmektedir.
Dünyadaki olaylar, hadiseler de, sebebe yapışmanın lazım olduğunu göstermektedir. Bir şeye kavuşmak için,
o şeyin sebebine yapışılır. O sebebi, o şeye sebep yapan ve insanın o sebebe yapışmasını sağlayan,
o sebebe yapıştıktan sonra, o şeyi yaratan, hep Allahü teâlâ olduğuna inanmak lazımdır.
Böyle inanan bir kimse, bu sebebe yapışmakla, o şeye kavuştum diyebilir. Bu sözü, o şeyi sebep yarattı demek değildir.
Allahü teâlâ, o şeyi bu sebeple yarattı demektir. Mesela (İçtiğim ilaç ağrımı kesti), (Seyyidet Nefise hazretlerine
adak yapınca, hastam iyi oldu), (Çorba beni doyurdu), (Su, hararetimi giderdi) sözleri, bu şeylerin hep vesile
ve vasıta olduklarını göstermektedir. Bunlar gibi konuşan müslümanlar, yukarıda bildirdiğimiz gibi inanmaktadır.
Böyle inanana kâfir denemez. Vehhabiler de, diri olandan, yanında bulunandan bir şey istemek caizdir diyor.
Birbirlerinden ve hükümet memurlarından çok şey istiyorlar. Vermeleri için yalvarıyorlar.
Uzakta olandan ve ölüden istemek şirktir, diriden istemek şirk olmaz diyorlar. Ehl-i sünnet âlimleri ise, birisi şirk olmayınca,
öteki de şirk olmaz diyor. Aralarında fark yoktur diyor.

Her müslüman, imanın, İslam’ın şartlarına, farzların farz olduklarına ve haramların haram olduklarına inanmaktadır.
Her müslümanın, yaratıcı, yapıcı yalnız Allah olduğuna, Allah’tan başkasının yaratmadığına inanmış oldukları da
meydandadır. Namaz kılmayacağım diyen bir müslümanın, şimdi veya burada kılmayacağım veya kılmış olduğum için
kılmayacağım demek istediği anlaşılır. Ben hiç namaz kılmak istemiyorum demek istiyor diye, kimse buna dil uzatamaz.
Çünkü, söz sahibinin müslüman olması, ona küfür, şirk damgasını vuracak dilleri kesmektedir. Kabir ziyaret eden,
meyyitten yardım, şefaat isteyen, şu işim olsun diyen bir müslümana, küfür, şirk damgasını basmaya kimsenin hakkı yoktur.
Bu sözleri söyleyenin veya kabir ziyaret edenin, ya Resulallah, bana şefaat et diyenin müslüman oluşu,
bu sözlerinin ve işlerinin caiz ve meşru olan imanla ve düşünce ile olduğunu göstermektedir.

Yukarıdaki bilgiler iyi anlaşılır ve iyi düşünülürse, Abdülvehhab oğlunun inançları ve
yazıları temelinden yıkılmış ve çürütülmüş olur. Bununla beraber, bozuk yolda olduğunu, müslümanlara iftira ettiğini ve
İslamiyet’i içten yıkmaya çalıştığını vesikalarla ispat eden çok sayıda kitap yazılmıştır.

Zebid müftüsü Seyyid Abdurrahman, vehhabilerin bozuk yolda olduğunu göstermek için
(Arabistan’ın doğu tarafından kimseler çıkar. Kur’an-ı kerim okurlar. Fakat, Kur’an-ı kerim boğazlarından aşağı inmez.
Ok yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar. Yüzlerini kazırlar) hadis-i şerifi yetişir buyuruyor. Başı, yanakları tıraş etmeyi,
Abdülvehhab oğlunun kitapları emir etmektedir. Diğer sapık fırkaların hiçbirisinde böyle bir emir yoktur.

Vehhabilikten önceki müslümanlar kâfirmiş!
Süud bin Abdülaziz, Mekke’ye ve Medine’ye hücum ettiği zaman Resulullah efendimizin türbesinden başka,
Eshab-ı kiramın ve Ehl-i beytin ve Evliyanın ve Şehidlerin türbelerinin hepsini yıktılar. Kabirleri, belirsiz hâle getirdiler.
Resulullah efendimizin mübarek türbesini de yıkmaya başladılar ise de, eline kazma alanın aklına veya bedenine sakatlık
geldiğinden bu cinayeti işleyemediler. Medine’ye girdikleri zaman, Süud, müslümanları bir araya toplayıp,
(Vehhabilik gelmesi ile, dininiz şimdi tamam oldu. Allah sizden razı oldu. Babalarınız kâfir idi, müşrik idi.
Onların dinlerine uymayınız! Onların kâfir olduklarını herkese anlatınız! Resulullahın türbesi önünde durup, Ona yalvarmak yasaktır.
Türbenin önünden geçerken, Esselamü âla Muhammed denir. Ondan şefaat istenmez)
gibi, müslümanları kötüleyen şeyler söyledi.

Süud, çarşılarda, pazarlarda, sokaklarda, adamlar bağırtıp, (Süud’un dinine giriniz!
Onun geniş olan gölgesine sığınınız!)
dedirtti. Müslümanları Abdülvehhab oğlu Mehmed’in dinine sokmaya zorladı.

Süud bin Abdülaziz, her tarafa zulüm, işkence ateşlerini yağdırdığı sırada, Ehl-i sünnet âlimlerinden birini çağırıp,
(Peygamber mezarında diri midir? Yoksa bizim inancımıza uygun olarak, herkes gibi ölü müdür?) deyince,
(Resulullah bizim bilmediğimiz bir hayatla diridir) cevabını aldı. Süud’un bu suali sorması,
onun cevap veremiyeceğini düşünerek, işkence ile öldürmek içindi. (Peygamberin, kabrinde diri olduğunu,
bize göster de sana inanalım. Saçma sapan sözlerle cevap verirsen,
benim hak dinimi kabul etmemekte inatçı olduğun anlaşılacağından, seni öldürürüm) dedi. Ehl-i sünnet âlimi,
(Dışarıdan bir şey gösterip de seni inandırmaya çalışmayacağım. Geliniz, birlikte Medine-i münevvereye gidelim!
(Muvacehe-i saadet) penceresi önünde duralım. Ben selam vereyim. Selamıma cevap verirse, inanırsın.
Resulullah efendimizin, Kabri saadetinde diri olduğunu, selam verenleri işittiğini ve cevap verdiğini anlamış olursun.
Selamıma cevap verilmezse, benim yalancı olduğum anlaşılır. Bana istediğin cezayı verebilirsin) dedi. Süud, bu sözleri işitince,
Ehl-i sünnet âlimini salıverdi. Süud, bu cevaba çok kızmıştı. Çünkü, bu işi yapsaydı, kendi inancına göre, kendisi de kâfir,
müşrik olurdu. Şaşırıp kaldı. Çünkü, buna karşılık verebilecek bir bilgisi yoktu. Rezil olmamak için,
serbest bıraktı. Sonra, kendi adamlarından birine, bu hocayı bulup öldüreceksin ve
ölüm haberini bana hemen bildireceksin dedi. Allahü teâlânın takdiri ile, bu vehhabi bir yoluna getirip de,
o zatı öldüremedi. Bu korkunç haber, ağızdan ağza, o zata kadar ulaştı. Bu mücahid zat, artık Mekke’de
bulunmanın doğru olmayacağını düşünerek, başka yere hicret etti.

Süud, mücahid zatın Mekke’den çıktığını haber aldı. Arkasından kiralık katil gönderdi. Bu katil,
(Bir Ehl-i sünneti öldüreceğim, çok sevap kazanacağım!) diyerek, gece gündüz durmadan gitti.

Mücahid zata yetişti ise de, o zat, biraz önce kendi eceli ile vefat etmiş idi. O zatın devesini bir ağaca bağlayıp,
su aramak için, bir kuyu başına gitti. Gelince, yalnız deveyi gördü. O zatı bulamadı. Süuda gidip olanları söyledi. Süud,
(Evet, evet! Ben o zatın zikir ve tesbih ile göklere çıkarıldığını rüyada gördüm. Nur yüzlü kimseler, bu cenaze filan zattır.
Ahir zaman Peygamberine dürüst inandığı için, cenazesi semaya kaldırıldı dediğini işittim) cevabını verince,
(Beni böyle mübarek bir zatı öldürmek için, gönderirsin. Allahü teâlânın ona olan ihsanını gördüğün halde,
bozuk inancını düzeltmezsin) diyerek sövüp saydı. Kendi tevbe etti. Süud, adamının bu sözlerine kulak bile vermedi.

Süud, Medine ahalisini Mescid-i Nebiye toplayıp, Mescid kapılarını kapatıp, kürsüye çıktığı zamanda ise şöyle demişti:
(Ey cemaat! Size nasihat vermek ve emirlerime uymanızı tembih etmek için buraya topladım.
Ey Medine ahalisi! Bugün dininiz tamam oldu. Müslüman oldunuz. Allah’ı sevindirdiniz.
Artık babalarınızın, dedelerinizin bozuk olan dinlerine özenmeyiniz! Allah’ın onlara rahmet etmesi için dua etmeyiniz!
Onların hepsi şirk üzere öldüler. Müşrik idiler. Allah’a nasıl ibadet edeceğinizi, nasıl dua edeceğinizi,
din adamlarımıza verdiğim kitaplarda bildirdim. Din adamlarımın bildirdiklerine uymayanlarınız olur ise,
mallarınızın ve eşyanızın, çocuklarınızın ve kadınlarınızın, kanınızın, askerim için mubah olduğunu biliniz!
Hepinizi zincire bağlayıp, işkence yapacaklar ve öldüreceklerdir. Peygamberin türbesi önünde,
dedelerinizin yaptığı gibi salat ve selam söylemek için saygı ile durmak, vehhabilik dininde yasaktır.
Türbe önünde durmayıp, geçip gitmeli. Giderken yalnız, (Esselamü ala Muhammed) demelidir. Peygambere saygı,
imamımız Muhammed bin Abdülvehhab’ın ictihadına göre bu kadar yetişir.)

Aslında birkaç satırını yazdığımız sözlerinde, bunların ne derece sapık oldukları açıkça görülmektedir. Vehhabiler,
Âdem aleyhisselamın peygamber olduğuna inanmadıkları için ve bütün müslümanlara müşrik yani kâfir dedikleri için,
kâfir olmaktadır. Türkiye’deki vehhabiler kendilerine selefiye demektedirler. Selefiye, vehhabiliğin kamufle adıdır.
[Selefiyecilik nedir maddesine bakınız]
Aşağıda yazacağımız inançlara sahip olanlar vehhabidir.

Vehhabilerin üç temel inancı
Abdülvehhab oğlunun Kitab-üt tevhid ve torununun buna yaptığı Feth-ül mecid adındaki şerhde, 250’den fazla
bozuk inanışları vardır. Bunların temeli, üç meseledir.

Diyorlar ki:

1- Amel [ibadet], imanın parçasıdır, azalır çoğalır. Bir farzı yapmayan, mesela farz olduğuna inandığı halde,
tembellikle namaz kılmayan kâfir olur. Bu öldürülür, malları vehhabilere taksim edilir.

2- Peygamberlerin ve Evliyanın ruhlarından şefaat isteyen, bunların mezarını ziyaret edip,
bunları vesile ederek dua eden kâfir olur. Kabirde olandan işitmeyenden dua istemek şirktir.
Ölü ve uzakta olan diri, işitmez ve cevap vermez. Bunların fayda ve zararları olmaz.
Ölmüş peygamberden de bir şey istemek şirktir.

3- Mezarlar üzerine türbe yapmak ve türbelerde namaz kılmak ve ölülerin ruhlarına sadaka adamak,
caiz değildir. Haremeyn halkı şimdiye kadar kubbelere, duvarlara tapındı. Sünniler ve Şiiler bunun için müşriktir.
Bunları öldürmek, mallarını yağma etmek helaldir, kestikleri leş olur.

Diğer yanlış inançlarından bazıları:

1- Bir Mezhebe uymayı kabul etmezler.

2- (Türbelerdeki Evliyaya tevessül etmek, şirktir. Peygamberlerin ve Evliyanın mezarlarına türbe yaptırmak, Allah’tan başka şeylere tapınmaktır. Her türbe puthanedir. Bunların çoğu Lat ve Uzza putları gibidir. Müslümanların çoğu müşrik oldu) derler.

3- Şefaate inanmazlar.

4- Keramete inanmazlar.

5- Tasavvufa inanmazlar. Bu konuda şöyle diyorlar:
(Tasavvufun başlangıcı, Hind yahudilerinin bir oyunudur. Eski yunanlılardan alınmıştır.
Tasavvufcular, şirk ve küfür üzeredir. Bunların kitapları, Ebu Cehlin hatırlarına gelmeyen şirk ile doludur.
Mürid şeyhine tapınıyor. Evliyanın mezarlarını putlaştırıyorlar. Onlara tapınıyorlar.
Mısırlıların en büyük mabudları Ahmed Bedevidir. Muhyiddin-i Arabi, yeryüzünün en büyük kâfiridir.)

6- Allahü teâlâ için adak yapmak ve hayvan kesmek ve bunların etlerini fakirlere dağıtıp,
sevaplarını Peygamberlere ve Evliyaya hediye etmek şirk diyorlar.

7- Resulullahı övmeye, Ondan şefaat istemeye şirk, böyle yapan müslümanlara müşrik,
yani puta tapan kâfir damgasını basarlar. (Ölüler kendilerine söylenileni duymazlar. Ölüden dua,
şefaat istemek, ona tapınmak olur. Mescid-i nebeviye namaz kılmak için girenin, selam vermek için,
kabre gitmesi, Hücre-i saadeti ziyaret için, uzak yerlerden gelmek yasaktır) derler.

Resulullahı metheden imam-ı Busayri’nin (Kaside-i bürde)sinden örnek vererek: (Bu sözler
Allah’tan başkasına güvenmek, mahluku büyültmektir. Şirktir) derler.

8- (Arş kadimdir), (Allah Arş'ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullaha da yer bırakır) derler.

9- Sebeplere yapışmaya, vesileye, tevessüle şirk derler.

Not: Bütün bu bozuk inanç ve iddialarına diğer maddelerde cevap verilmiştir.

İbahilik nedir?
Sual: Vehhabilik, selefilik adı altında sinsice hızla yayılıyor. Mezhep, âlim falan tanımıyorlar.
Vehhabi olmayana kâfir diyorlar. Vehhabilikten önce ölenlerin de müşrik yani kâfir olarak öldüklerini söylüyorlar.
İslam âlimleri Vehhabilerin kâfir olduklarını bildirmiş midir?
CEVAP
Vehhabiliği ingilizler kurdurmuştur. Vehhabilerin kâfir olduklarına dair bir çok kitap yazılmıştır.

Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Mekke’nin müftisi ve reis-ül-uleması ve Şafii şeyhul-hutebası idi. Birçok eserleri olup,
(Hülasat-ül-kelam fi beyani umerail beledil-haram), (Firreddi alel-vehhabiyyeti-etba-ı mezhebi İbni Teymiyye) ve (Ed-Dürer-üs-seniyye) kitaplarında Vehhabilerin içyüzlerini açıklamakta, yanlış yolda, sapık olduklarını âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle göstermektedir.

Yusüf Nebhani’nin (Şevahid-ül-hak) kitabında, ikinci Abdülhamid hanın bahriye mirlivası [amirali] Eyyub Sabri Paşanın (Tarihi Vehhabiyan) ve (Mirat-ül-Haremeyn) kitaplarında da iç yüzleri yazılıdır.

İbni Abidin’in üçüncü cildinde bagileri anlatırken ve (Nimet-i İslam) kitabının nikah bahsinde, Vehhabilerin ibahi yani dinsiz oldukları açıkça yazılıdır.

İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki:
Vehhabiler, kendilerini Müslüman sayıp, vehhabilere muhalif olanların müşrik olduğuna inanırlar. Bundan dolayı Ehl-i sünneti ve Ehl-i sünnet âlimlerinin öldürülmesini mubah görürler. (Redd-ül muhtar)

Nimet-i İslam kitabını her yerde bulmak mümkündür. Bu kitapta Hıristiyan ve Yahudi kadınlarla evlenmek caiz olduğu bildirilirken Vehhabilerle evlenmenin caiz olmadığı bildiriliyor. Şirk sebebiyle muharremattan olanlar bahsinde bâtıniyye ile evlenmenin haram olduğu bildirildikten sonra, 1 numaralı dipnotta deniyor ki:
(Bâtınıyye ki, onlara Talimiyye ve İsmailiyye ve İbahiyye dahi denir. Son asırlarda onlar vehhabiyye ismini almışlardır Ve din kisvesi içre, öteden beri dinsiz oldukları halde ehl-i dine ihanet ede gelmişlerdir.)

Not: Nimet-i İslam kitabı, herkes tarafından en sahih ilmihal olarak kabul edilmektedir. Mezhepsizler bile bu kitabı övmektedir. Mezhepsizliği savunmak için (Mezhepsizlik Yaygarası) isimli kitap yazan müteveffa Ahmet Gürtaş bile, adı geçen yaygarasında Nimet-i İslam için "Şaheser" tabirini kullanmıştır. İbni Âbidin hazretlerinin Redd-ül muhtar kitabı ise en sahih, en kıymetli fıkıh kitabıdır.
Kickboxer çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

 

 

 

 

 

 

 

 -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İbni Teymiye     dinimiz islam.com    bu siteden alinti

Sual: Vehhabilerin [selefilerin] Şeyh-ül-İslam bilip yolundan gittikleri İbni Teymiye kimdir, âlimlerimiz onun hakkında ne demiştir?
CEVAP
Hanbeli fıkıh ve hadis âlimi iken mezhepsiz oldu. Ehl-i sünnete uymayan yazılarından dolayı Mısır’da iki defa hapsedildi. 1263 senesinde Harran’da doğup, 1328 de Şam’da kalede hapiste iken vefat etti.

İbni Teymiye, Ehl-i sünnet âlimlerinin büyüklüğünü anlamamış, tasavvufu inkâr etmiş, Ehl-i sünnetten ayrılmıştır. Kitapları, kendilerine Selefiyyeci diyen mezhepsizlere kaynak olmaktadır. Mezhepsizler, onu övmekte, İslam müceddidlerinin piri demektedirler. İbni Teymiye’nin şaki ve dalalette olduğu Seyf-ül-Cebbar ve farisi Tâlim-üs-sübyanda da yazılıdır.

Camiul-ezherdeki hanefi âlimlerinden Muhammed Bahitin (Tathir-ül-füad min-denisil itikad) kitabı, (Et-tevessüli bin-Nebi ve bis-Salihin), (Şevahid-ül-hak), (Cevahir-ül-bihar), (Seyf-ül-Cebbar) ve (Tâlim-üs-sübyan) kitapları, İbni Teymiye’nin dalalete düştüğünü vesikalarla ispat etmektedir.

İbni Battuta, ibni Hacer-i Mekki, imam-ı Sübki, kendi oğlu Abdulvehhab, izzeddin bin Cema'a, Ebu Hayyan Zahiri, Zahid-ül Kevseri, Yusuf-i Nebhani, imam-ı Şarani, Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Şeyh-ül-İslam Mustafa Sabri Efendi gibi nice âlimler İbni Teymiye’ye reddiyeler yazmışlar, dalalet ve küfürlerini açıklamışlardır. Üstad Necip Fazıl da, (14. asrın irşad kutbu seyyid Abdülhakim Arvasi, “İbni Teymiye dini içinden zedeleyen mülhiddir” buyurdu) diyor. (Türkiye’nin Manzarası)

Dal ve mudil olduğu, Savi tefsiri 107. sayfasında da yazılıdır.

İslam âlimleri buyuruyor ki:
(Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep ettiği kimsedir.) [İbni Hacer-i Mekki - Fetava-yı hadisiyye]

(İbni Teymiye öyle bir kimsedir ki, bozuk sözlerine ve çürük vesikalarına, büyük âlimler cevap vermişler ve düşüncelerinin çirkinliğini ortaya koymuşlardır. [Şam, Mısır ve Kudüs’de kadılık yapmış olan şafii fıkıh ve hadis âlimlerinden Muhammed] İzzibni Cemaa, onun için, Allahü teâlânın dalalete sürüklediği, azdırdığı ve zillet gömleği giydirdiği kimsedir. İslam âlimlerine ve bilhassa Hulefa-i raşidine karşı ahmakça itirazlarda bulunmuştur demiştir.) [İbni Hacer-i Mekki - El-cevher-ül-munzam]

(İbni Teymiye’nin sözlerinin kıymeti yoktur. O, dalalettedir ve Müslümanları dalalete sürüklemektedir. Müslümanların icmasından ayrılmış, bid’at yolunu tutmuştur. İslam âlimleri, onun dalalette [sapık] olduğunu, sözbirliği ile bildirdi. Kutbüd-Berdiri, Şerhi Muhtasarda, bunu uzun yazmaktadır.) [Tahir Muhammed Süleyman - Zahiretül-fıkhil-kübra]

(Kitab-ül Arş onun en çirkin kitaplarındandır. Ona Şeyh-ül-İslam diyenin kâfir olacağını söyleyen âlimler vardır.) [İmam-ı Sübki] (Nebras haşiyesinde bildiriliyor.)

(İbni Teymiye’ye uyanın malı ve canı helaldir.) [Miratül-cenan, Nebras haşiyesi]

İbni Teymiye, Kitab-ül Arş isimli eserinde, “Allah Arş'ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullaha da yer bırakır” diyor. Essırat-ul-müstekim kitabında da, ibni Abbas gibi büyük sahabilere kâfir demiştir. (Keşfüzzunun)

El-ubudiyyet kitabında ise, Allahü teâlânın ismini zikretmenin bid’at ve dalalet olduğunu bildirmekte ve tasavvuf âlimlerine çirkin iftiralar yapmaktadır.

(Arş kadimdir) diyor. (Akaid-i Adudiyye şerhi)

(Şam camiinin minberinden inerken “Allah gökten yere, benim indiğim gibi iner” dedi.) [İbni Battuta -Tuhfetünnüzzar tarihi]

Abduh’un yetiştirdiklerinden olup, onun yolunda giden Abdürrazık paşa bile diyor ki:
(Vehhabilik, bir bakımdan ibni Teymiye’ye bağlı olduğu gibi, son asrın müceddidi denilen Abduh’daki dinde reform fikirleri de, ibni Teymiye’ye bağlıdır.)

(Kaza namazı kılmak lazım değildir) derdi. Halbuki dört mezhepte de farzdır.

Cehennem azabı sonsuz olmadığını söylerdi. Kâfirlerin Cehennemde sonsuz kalacaklarına dair bir çok âyet-i kerime vardır. (Bekara 81, Ahzab 65, Fussilet 28, Zuhruf 74)

(Ömer çok yanılmıştır) diyerek, imam-ı Ahmed’in bildirdiği (Allahü teâlâ, doğru sözü, Ömer’in dili üzerine koymuştur. [O hiç yanılmaz]) hadis-i şerifine karşı gelmiştir. Eshab-ı kiramın çoğu, ictihad ile anlaşılacak işlerde yanılmış olsa da, onların yanılmaları, ictihadi mesele idi. İctihadda müctehidin yanıldığı bilinemez. Çünkü ictihad ictihad ile nakzedilmez. Bunun için, müctehid olan o büyükler tenkit edilemez. Dört mezhebin ictihadları farklı olduğu halde, benimki doğru diyerek biri ötekini tenkit etmemiştir.

Sadreddin-i Konevi, İbni Arabi hazretleri gibi tasavvuf büyüklerine de saldırmıştır. “Gazali’nin kitapları uydurma hadis ile dolu” derdi. (Hadika)

İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
(İbni Teymiye, tasavvufu inkâr eder, evliyaya, ariflere dil uzatırdı. Kitaplarını okumaktan, yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçmalıdır.) [Tabakat-ül-kübra]

İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:
(İbni Teymiye kibirliydi. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdeti idi.) [Kam-ul Muarıd]

Muhammed Ali Bey; Hitat-uş-Şam kitabında diyor ki:
(İbni Teymiye’nin hedefi, Luther adındaki papazın hedefine benzer. Fakat, Hıristiyanlığın reformcusu muvaffak oldu. İslamınki olamadı.)

İbni Hacer-i Askalani hazretleri buyuruyor ki:
(İbni Teymiye; “Kabri Nebeviyi ziyaret için sefere çıkmak haramdır. [Hazret-i] Ali iman ettiği zaman çocuk olduğu için Müslümanlığı sahih olmadı. [Hazret-i] Osman malı çok severdi” diyerek eshab-ı kiramın büyüklerine dil uzattı.) [Ed-Dürer-ül-Kamine]

İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:
(İbni Teymiye, Peygamberlerin masumiyetini (günahtan korunmuş olduklarını) reddetmiştir. Halbuki, masumiyet Peygamberlerin sıfatlarındandır.
Başta Peygamber efendimizin kabri şerifleri olmak üzere eshab-ı kiramın, velilerin, âlimlerin ve salih Müslümanların kabirlerinin ziyaret edilmesine karşı çıkmış, bunları şefaate vesile kılmayı da haram saymıştır.) [Fetava-i Hadisiyye]

Sual: Selefilerin vazgeçilmez üç prensibi varmış, bunlara uymayan Allah’ın gönderdiği din ile amel etmezmiş. Bu hususta açıklama yapar mısınız?
CEVAP
İbni Teymiye, Furkan isimli kitabında dini üç kısma ayırmaktadır. Selefilere göre bu üç prensip vazgeçilmez esaslardır. İslamiyet ancak bu üç kaide gereğince, aslına uygun olarak bilinebilirmiş. Yoksa İslam pınarını, etraftan karışmış bulanık sulardan yani mezhep imamlarının ictihadlarından arındırmak mümkün değilmiş. Çünkü fıkıhçılar, kelamcılar ve tasavvuf ehli, dinin aslına ilaveler yapmışlar, bu bakımdan din çok genişletilmiş ve içinden çıkılmaz bir hâl almışmış. Dine yapılan bu ilaveleri çıkarmak gerekirmiş.
Selefilerin sımsıkı bağlandıkları üç prensip şöyle:
1- Münezzel din: Kur’an-ı Kerimden ve sahih kabul ettiği hadis-i şeriflerden kendi anladıkları.
2- Müevvel din: Mezhep imamlarının Kitap ve sünnetten çıkardıkları hükümler.
3- Mübeddel din: Geçmiş dinlerin hükümleri ve uydurma saydığı hadis-i şerifler.

İbni Teymiye’ye göre, Münezzel dine uymak bütün müslümanlara farzdır. Çünkü Allahü teâlâ bir müctehidin Kitap ve Sünnetten neyi anladığını bir başka mükellefe sormaz. Hatta onu mükellef de tutmaz. Herkesi Kitap ve Sünneti anladığı ölçüde sorumlu tutar. Bu bakımdan herkes, Münezzel din ile amel etmelidir.

Müevvel dine, tevil edilmiş olana, ictihaddan aciz olan mukallitlere caizdir. Ama müctehid olanlara bu caiz değildir.

İbni Teymiye’nin selefiye yolunu savunan bütün mezhepsizler, kendilerini birer müctehid zannettikleri için, mezhep hükümleri onlar için muteber değildir, Kitap ve Sünnetten anladıklarına tâbi olurlar. Kendilerine selefiyiz diyen bugünkü mezhepsizler, kraldan çok kralcı olup, İbni Teymiye mukallit halk için müevvel din ile [mezhep imamlarının hükümleriyle] amel etmeyi caiz görürken, onlar cahillerin de, mezhep hükümleriyle amel etmesini caiz görmezler, herkesi Kitap ve Sünnete el atmaya iterler.

İbni Teymiye’nin Mübeddel din diyerek eski dinleri bir kalemde silip atması caiz olmaz. Çünkü geçmiş dinlerin iman yani inanılacak hususları (yani amentüdeki esaslar, insanlar tarafından bozulmadan önce) bütün dinlerde aynı idi. İslamiyet bozulan bu hususların doğrusunu bildirmiş, amele ait hükümlerin de, hepsini değil bazılarını nesh etmiştir.

Uydurma hadislerle amel edilen bir din yoktur. Uydurma hadis meselesi de ayrı bir konudur. Bir müctehidin usulüne göre, uydurma sayılan bir hadis, başka bir müctehidlerin usulüne göre sahih olabilir. İbni Teymiye, aklının almadığı hadis-i şeriflere hemen uydurma damgasını basmıştır. Fıkıh, kelam ve tasavvufun ortaya koyduğu hükümleri, usulleri, uydurma hadislerden çıkarıldığı havasını uyandırmak istemiştir. Onun bu mugalatasına İslam âlimleri gerekli cevaplar vermiştir.

Mezhepsizler, imamları olan İbni Teymiye’nin görüşlerine uyar ve onun usulüne uyup Kitap ve Sünnetten ahkam çıkarmaya çalışırlar. Bunu da gayet normal sayarlar ve buna münezzel din derler.

Biz de mezhep imamımız olan imam-ı a'zam hazretlerinin hükümleriyle amel edince, onun usullerine uyunca, Allah’ın gönderdiği din ile değil, mezhep imamlarının çıkardığı din ile amel ettiğimizi söylerler.

İbni Teymiye’ye uyup Kitap ve Sünnete el ve dil uzatan mezhepsizler, bizim de imam-ı a'zama uymamıza ne hakla karşı çıkarlar ki?

En kötü insan kimdir?
Sual:
İbadet etmemek, günah işlemek kibirden midir? İbni Teymiye’nin bir mezhebe bağlanmaması da mı kibirdendir?
CEVAP
İki âyet-i kerime meali şöyledir:
(Allahü teâlâ, ibadet etmekten çekinip kibirlenenleri [cezalandırmak için] kıyamette toplar.) [Nisa 172]

(Dünyada kibirlenip, günah işlediniz. Bugün şiddetli azap göreceksiniz.) [Ahkaf 20]

Cahiliyet döneminde Araplar kibirlerinden ayakkabılarının bağı kopsa eğilip bağlamazlardı. Asr-ı saadette iman edenler, eğilip toprağa secde ettiler; ama müşrikler yine kibirlerine devam ettiler. Kâfir kalmalarına kibirleri sebep oldu.

İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:
İbni Teymiye, kibirliydi, kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdetiydi. (Kamul-muarıd)

İşte bu kibri yüzünden bir mezhebe bağlanmayıp, mezhepsiz olmuştu. İmam-ı Ebu Yusuf, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Züfer gibi büyük âlimler, müctehid oldukları halde, İmam-ı a’zama bağlanıp Hanefi mezhebinin mensubu oldular. Hiç kimse onları tenkit etmedi. Hâlbuki İbni Teymiye, tenkid yağmuruna tutuldu, hatta küfre girdiği bile bildirildi.

Dalalet fırkalarının hepsi de, kibirleri yüzünden çeşitli fırkalara bölünmüştür. Her fırka kendilerinin doğru olduğunu, diğer fırkaların sapık olduğunu ilan etmişlerdir. Hâlbuki tevazu, hakkı çocuk söylese bile kabul etmektir. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Kötü sıfatların en aşağısı, kibir sıfatıdır) buyuruyor. Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Kibir, hakka razı olmamak, hakkı kabul etmemek ve insanları küçük görmektir.) [Müslim]

(En kötü kimse, katı kalbli ve kibirli olandır.) [İ. Ahmed]

(Kibirden sakın! Kibir şeytanı, hazret-i Âdem’e doğru secdeden alıkoydu.)
[İ. Asakir]

(Büyüklenip, kibirli yürüyen kimse, ölünce Allah’ı gazaplı bulur.) [Buhari]

(Cehennemlikler katı kalbli, cimri ve kibirli kimselerdir.) [Buhari]

(Kibrinden dolayı ağzını eğip bükerek konuşan ateştedir.) [Taberani]

(Tevazu edip, fakirlerle beraber ol ki, Allah indinde kıymetin artıp kibirden de kurtulasın.) [Ebu Nuaym]

(Eski elbiseli fakir de, kibirli olabilir.) [İ. Ahmed]

(Allahü teala, [özellikle] kibirli fakire buğzeder.) [Taberani]

(Lâ ilâhe illallah kelimesini şeksiz, kibirsiz ve zulüm yapmadan söyleyeni Allahü teala Cehennem ateşinden korur.) [Hâkim]

(Güzelliğin âfeti kibirlenmektir.) [Harâitî] (Her güzelliği kibir yok eder.)

 

 

 

 

 

 

Sadece Allâh’ın ismi ile zikir çekmenin bid’at olduğunu iddia etmesi meselesi.


Ondördüncü Mesele


-Sadece Allâh’ın ismi ile zikir çekmenin bid’at olduğunu iddia etmesi meselesi.

Bu sapık görüşü şu kitapta geçmektedir:

1- Er-Red Alal Mantıkiyyin


“Er-Red Alal Mantıkiyyin” adlı kitabında “Allâh’ın ismi tek başına olduğu zaman ne yeryüzü ehline nede gökyüzü ehline faydası vardır” demiştir.
Aynı kitapta diyor ki: “Bazı zahitleri Allâh’ın ismini çekerek zikir yapmak bi’atlardan sayılır.”


CEVAP:

Bu yanlış olan sözü ne kendisinden önce ne de kendisinden sonra kimse söylemiştir. Çok kötü bir bidat yapmış olur. Bu sözünü kimse kabul etmemiştir.
Hâlbuki İmam Müslim ve başkaları Enes’ten rivayet ettiklerine göre Efendimiz “Allâh, Allâh diyen bir kimsenin üzerine kıyamet kopmayacaktır” demiştir.
__________________
Allâhu Teâlâ’yı mekândan münezzeh olarak bilmek Ehl-i Sünnet’ Vel-Cemaat’in akidesidir
Kutlu Doğum
Learn about Wahhabi Extremism
EHLİ-SUNNET isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline) EHLİ-SUNNET Foto Albümü   Alıntı ile Cevapla

 

 

 

 

(permalink)

Standart İbni Teymiye ’yi eleştiren, kötüleyen, tenkit eden


İbni Teymiye ’yi eleştiren, kötüleyen, tenkit eden ve tekfir eden âlimlerin isim ve kitapların listesi.
Bu âlimlerin bazıları İbni Teymiye zamanında yaşadılar, bazıları da ondan sonra geldiler.

1-Şafiilerin Kadisi Muhammed B. İbrahim B. Cemaa’a
2-Hanefilerin Kadisi Muhammed B. El-Hariri Ensari
3-Malikilerin Kadisi Muhammed B.Ebi Bekir
4-Hanbelilerin Kadisi Ahmed B.Ömer
Bu dört Kadi’nin kararıyla İbni Teymiye cezaevine atıldı.
( İmam İbnil Mualim el-Kuraşi “Necmil Muhtedi” ve İmam Ketbi “Uyun et-Tarih”)
5-Hafız Takiyyudin Subki
a-“El-İ’tibar Bibakail Cenneh ven Nar”
b- ed-Durra el-Mudiyyeh Firredi Ale İbni Teymiye
c-Şifaus Sakam Fi Ziyareti Hayril Enâm
e-En-Naza el-Muhakkak Fil Halifi Bittalakil Muallak
f-Et-Tahkik Fi Meseletit Talik
h-Rafuş Şikak An Meseletit Talak
g- Nakdul İctima’ vel İftirak Fi Meseilil İman vet Talak
6- 702 yılında vefat eden hafız İbni Dakik el-‘id
7- 707 yılında vefat eden Muneybi’in Şeyhi Salih B.Abdullâh el-Bataihi
“Ravdatut Talibin ve Hulaset Menkibus Salihin adlı kitablara bakınız”
8- 709 yılında vefat eden Fakih Tacuddin Ahmed B. Ataullâh el-İskenderani eş-Şezili
9- 710 yılında vefat eden Mısır Kadıların Kadısı Ahmed B. İbrahim es-Seruci el-Henefi
“İtiradet Ale İbni Teymiye Fi İlmil Kelâm”
10- 714 yılında vefat eden Fakih Muhaddis Ali B. Muhammed el-Bâci eş-Şafii
11- 715 yılında vefat eden Kadi Sayfuddin el-Hindi
12- 716 yılında vefat eden Fakih Muhammed B. Ömer el-Mekkiy
13- 718 yılında vefat eden Mısır Mâliki Kadıların Kadısı Ali B. Mahluf şöyle derdi:” İbni Teymiye Allâh’ın cisim olduğunu söylüyor. Bizde buna inanmak küfür.”
14- 721 yılında vefat eden Fakih Muhammed B. Ali B. Ali el-Mâzeni ed-Dehhân ed-Dimaşki
a-Risele Firredi Ale İbni Teymiye Fi Meseletit Talak
b- Risele Firredi Ale İbni Teymiye Fi Meseletiz Ziyareh
15- 724 yılında vefat eden Şeyh Ali B. Yakub el-Bekri
16- 725 yılında vefat eden Tarihçi el-Fahr B. Muallim el-Kuraşi
“Necmul Muhtedi ve Recmul Mutedi”
17- 726 yılında vefat eden Medine’yi Münevverinin Kadıların Kadısı Ebu Abdullâh Muhammed B. Müslim B. Mâlik es-Salihi el-Hanbeli
18- 727 yılında vefat eden Kadi Kemaluddin Zemelkevi
19- 733 yılında vefat eden Hafız Allame Müfessir Bedruddin B. Cemaa'a
20- 733 yılında vefat eden Şeyh Ahmed B. Yahya el-Kilebi
“Riseletun Fi Nefyil Cihe”
21- 734 yılında vefat eden Şeyh Ömer B. Ebil Yemen el-Lehmi el-Fekihi el-Mâliki
“Et-Tuhfel Muhtara Firredi Ale Münkiriz Ziyarah”
22- 741 yılında vefat eden Sultan Muhammed B. Kalavun
23- 743 yılında vefat eden Şeyh İsa Ebur Ruh ez-Zevevi
“Riseletun Fittalaki”
24- 744 yılında vefat eden Şeyh Ahmed B. Osman el-Cevzecâni el-Hanefi
“El-Ebhâs el-Celiyye Firredi Ale İbni Teymiye”
25- 745 yılında vefat eden Müfessir Ebu Hayyan Endelusi
“En-Nahrul Mad”
26- 748 yılında vefat eden Hafız Zehebi
a-“Beyan Zağal el-İlim vet Talab”
b-Nasihet ez-Zehebi”
27- 749 yılında vefat eden Fakih Şemseddin Muhammed B. Adlan eş-Şafii
28- 750 yılında vefat eden Kadi Muhammed es-Sadi el-Masri
a-“ El-Makalel Mardiyye Firredi Ale Men Yünkiru ez-Ziyaretil Muhammedeiyye”
b- “ El-Berahin es-Sati’a”
29- 761 yılında vefat eden Hafız Salahuddin el-Ala’iy
“Ahadis Ziyaret Kabrin Nebiyyi”
30- 764 yılında vefat eden Tarihçi İbni Şakir el-Ketbi “Uyun et-Tarih “
31- 768 yılında vefat eden Şeyh Afifuddin Abdullâh B. Esad el-Yefi’i el-Yemeni el- Mekki
32- 771 yılında vefat eden Fakih Taceddin Subki
“Tabakat eş-Şafiiyyyel Kubra “
33- 779 yılında vefat eden Fakih İbni Battuta
“Rihlet İbni Battuta”
34- 795 yılında vefat eden Hafız Abdurrahmân B. Ahmed İbni Recep el-Hanbeli
“Beyan Müşkilil Ehadis el-Vârideh Fi Ennet Talah es-Seles Vahide”
35- 803 yılında vefat eden Afrika Şeyhi Ebu Abdullâh B.Arafa et-Tunusi el-Mâliki
36- 826 yılında vefat eden Hafız Veliyyüddin İraki
“El-Ecvibel Mârdiyye Firredi Alel Es’ile el-Mekkiyye”
37- 829 yılında vefat eden fakih Ebu Bekir el-Husani
“Defu şubehi Men Şebbeh ve Temerrede”
38- 841 yılında vefat eden Allame Alaaddin Buhari Hanefi
39- 851 yılında vefat eden Fakih Tarihçi İbni Kadi Şehbe eş-Şafii
“ Tarih İbni Kadi Şehbe”
40- 852 yılında vefat eden Hafız İbni Hacer Askalani
a-“Eddurar el-Kâmine Fi A’yanel-Mi’tis Sâmine”
b-“Lisanul Mizan”
c-Fethul Bâri Ale Sahihil Buhari
d- El-İşarah Bituruk Hadisiz Ziyarah
41- 867 yılında vefat eden Şeyh Muhammed B. Ahmed Hamiduddin el-Fergani ed-Dimaşki el-Henefi
“Er-Rad Ale İbni Teymiye Fil İtikadet”
42- 899 yılında vefat eden Şeyh Ahmed Zaruk el-Fâsi el-Mâliki
43- 902 yılında vefat eden Hafız Sehavi
“El-ilan Bittevbih Limen Zemme et-tarih”
44- 928 yılında vefat eden Şeyh Celalud Din ed-Devvani
45- 931 yılında vefat eden İbni Abdisselem el-Masri diye tanılan Ahmed B. Muhammed
“El-Kavlun Nasır Fi Red Hibat Ali B. Nasir”
46- 933 yılında vefat eden Şeyh Muhammed B. Ali B. Arrak ed-Dimaşki
“ Şerhul Adudiyye”
47- 11. asırda yaşamış Kadi Beyyadi el-Hanefi
“İşaret el-Meram Min İbaretil İmam”
48- 962 yılında vefat eden AbdunNafi’ B. Muhammed B. Ali B. Arrak ed-Dimaşki
“Zahairul Kasır Fi Teracim Nubelail Asr’a bakınız“
49- 968 yılında vefat eden Âlim İbn kara diye tanılan Ahmed B. Muhammed el-Havarizmi ed-Dimaşki
50- 974 yılında vefat eden Şeyh İbni Hacer Heytemi
a-“El-Feteva el-Hadisiyye”
b-“El-Cevher el-Munazzam Fi Ziyaretil Kabril Muzzam"
c- Haşiyetul İdah Fil Menesik”
51- 980 yılında vefat eden Şeyh Ahmed B. Muhammed el-Vitri
“ Ravdatun Nazirin Ve Hulasatul Menakibus Salihin”
52- Kadi Ebu Abdullâh el Mukari
“Nuzmul Le’ali Fi Sulukil Emâli”
53- 1014 yılında vefat eden Mulla Ali Kâri el-Hanefi
“Şerh eş-Şifâ”
54- 1029 yılında vefat eden Şeyh Abdurrauf el-Menâvi eş-Şafii
“Şerh eş-Şemail”
55- 1041 yılında vefat eden Tarihçi Ahmed Ebul Abbas el-Mukri
“Ezhar er-Riyad”
56- 1057 yılında vefat eden Muhaddis Muhammed B. Ali B. İlan es-Sıddiki el-Mekki
“El-Mabred el-Mubekk0 Fi Redis Sarım el-Menki”
57- 1069 yılında vefat eden Şeyh Ahmed Hafaci el-Masri el-Hanefi
“Şerh eş-Şifa”
58- 1122 yılında vefat eden Şeyh Muhammed Zerkani el-Mâliki
“Şerh el- Mevahib el-Ledunniyye”
59- 1143 yılında vefat eden Şeyh Abdul Gani en-Nabulsi
60- Şeyh Muhammed Ebul Huda es-Sayyadi
“ Kilâdetul Cevahir”
61- 1272 yılında vefat eden Şeyh İdris B.Ahmed el-Vezzeni el-Fâsi el-Mâliki
“En-Neşrut Tayyıb Ale Şerhiş Şeyhit Tayyıb
62- 1287 yılında vefat eden Fakih Muhammed es-Sayyadi er-Revvas
63- 1331 yılında vefat eden yılında yaşamış Duma Müftü ve Kadısı Şeyh Mustafa B. Şeyh Ahmed B. Hasan eş-Şatti ed-Dimaşki el-Hanbeli
a-“Risele Firraddi Alel Vahhebiyye”
b- “En-Nukul eş-Şer’iyye”
64- 1340 yılında vefat eden Şeyh B. Muhammed el-Müeyyed el-Azmi
“Celaul Evham An Mezahibil Eimmetil İzam vet Tevessül Bicah Hayril Enâm. İbni Teymiye’nin “Raful Malam” adlı kitabına bir reddiye
65- 1345 yılında vefat eden Mısır Müftüsü Şeyh Muhammed Bihit el-Muti’i
“Tathiril Fuad Min Denesil İtikad”
66- 1348 yılında vefat eden Müftü Mustafa B. Ahmed eş-Şatti el-Hanbeli el-Dimaşki
“En-Nukul eş-Şer’iyye”
67- 1352 yılında vefat eden Şeyh Mahmud Hattab Subki
“Ed-Din el-Halıs”
68- 1353 yılında vefat eden Medineyi Münevverinin Müftüsü şeyh Muhaddis Muhammed el-Hadır eş-Şenkiti
“Luzumut Talak Dufa Bime La Yastetiul Defa”
69- 1362 yılında vefat eden Şeyh Abdulkadir B. Muhammed selim el-Kilâlni el-İskenderâni
a-“ En-Nufhaz Zekiyye Firradi Alel Vahhebiyye”
b-El-Huccel Mardiyye Fi İsbâtil vasitatil leti Nefethel Vahhebiyye”
70- 1371 Osmanlı zamanındaki Şeyhul İslam’ın vekili Şeyh Muhammed Zahid el-Kevseri
a-“Makalat el-Kevseri”
b- “Et-Taakubul Hasis Lime Nefehu İbni Teymiye Minel Hadis”
c-“El-Buhusil Vefiyye Fi Mufradati İbni Teymiye”
71- 1376 yılında vefat eden Şeyh Selame el-Azzami eş-Şafii
a-“El-Berahin es-Satia Fi Redi Ba’dil Bide’il Şâi’a”
b-“Makalat Fi Ceridet el-Müslim”
72- 1380 yılında vefat eden Hafız Ahmed B. Sıdık el-Gumâri el-Megribi
a-“Hideyetus Sugara’ “
b-El-Kavlul Celiy”
73- 1383 yılında yaşamış Şeyh Ebu Eşyal Salim B. Cindân el-Endenisi
“El-Hulasal Kafiye Fil Esenid el-Aliye”
74- 1389 yılında vefat eden Ebul Eşbâli Salim B. Hüseyin B. Cunden el-Endunisi
d-“El-İşfak Ale Ahkamıt Talak”
75- 1390 yılında vefat eden Mekke’nin Âlimi Muhammed el-Arabi et-Tebben
“Beraat el-Aş’ariyyin Min Akaidil Muhalifin”
76- Şeyh Muhammed Yusuf el-Bennuri el-Bâkistani
“Ma’arif es-Sünen Şerh Sünen et-Tirmizi”
77- Muhaddis Şeyh Abdullâh el- Gumâri
a-“İtkan es-Sun’a Fi Tahkik Manel Bid’a”
b- “ Es-Subhis Safir Fi Tahkik salatil Musefir”
c-Er-Reseil el-Gumariyye”
78- Seharanburun Âlimi Hamdullâh el- Beracvi
“El-Basair Limünkirit Tevessül Biehlil Kubur””
79- Şeyh Mustafa Ebu Seyf el-Hamami
“Gavsul İbad Bibeyan er-Raşâd” bu kitabı Şeyh Muhammed Said el-Arfi,
Şeyh Yusuf ed-Dahvi, Şeyh mahmud Ebu Dakika, Şeyh Muhammed
el-Behiri, Şeyh Muhammed Abdulfettah İnati, Şeyh Habibullâh el-Cekni eş
-Şankiti, Şeyh Dusuki Abdullâh el-Arabi ve şey Muhammed Hafni Bilal takriz ( Övmişlerdir) etmişlerdir.
80- Âlim Allame Hafiz Müfessir Muhaddis fakih Abdullâh El-Harari
“El-Makalat es-Sünniyye Fi Keşfi Dalalet Ahmed İbni Teymiye”
81- Şeyh Ahmed el-Hüseyni en-Nakşibendî
“Et-Tevfik Er-Rabbeni Firreddi Ale İbni Teymiyel Harrani”
82- İbni Teymiye zamanında yaşamış olan Şeyh Kemaluddin Muhammed B Ebil Hasan Ali es-Serrac
“ Tuffahul Ervah Ve Fettahul Er-Bah”
“El-Hulasal Kâfiye Fil Es3anidil Aliye”
83-Şeyh İsmail El-Ezheri
Mir’etun Necdiyye”
84- Şeyh el-Kekeyâhi İhsan B. Muhammed Dehlân el-Cemfesi el-Kedyeri el-Endunisi
“Siracut Talibin Ale Minhecil Abidin İle Cenneti Rabbil Âlemin”
85- 1401 yılında vefat eden Şeyh Siracuddin Abbas el-Endunisi
a-İtikadu Ehlis Sünneti vel Cemaati
b- “Erba’inil Meseilid Diniyye”
86- 1410 yılında vefat eden Şeyh el-Keyahi el-Hac Ali Masum el-Cukcavi
“ Huccat Ehlis Sünnet vel Cemaat
87- Şeyh el-Keyahi Ahmed Abdulhalim el-Kandeli el-Endunisi
Akaid Ehlis Sünnet vel Cemaat. Bu kitabı 1311 yılında yazdı
88- 1990-2000 arasında Endunisi Âlimler Birliği’nin Genel Başkanı şeyh el-Keyah
el-Hac Muhammed Şafii Huzam B. Muhammed Salih Raidi el-Endunisi
“ Tavdih el-Edille
89- Halen hayatta olan Şeyh Mansur Muhammed Uveys
“İbni Teymiye Leyse Selefiyyen”
90- Şeyh el-Keyahi Ahmed Mekki Abdullâh Mahfuz el-Endunisi
“Husnus Sünnet vel Cemaat Fi Marifet Firaki Ehlil Bide’ “
91- Halen hayatta olan şeyh İbrahim B. Osman el-Mısri
“Nusratil İmam Subki Biredis Sarım el-Münki”
__________________
Allâhu Teâlâ’yı mekândan münezzeh olarak bilmek Ehl-i Sünnet’ Vel-Cemaat’in akidesidir
KutluDoğum
Learn about Wahhabi Extremism

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sual: Vehhabilerin [selefilerin] Şeyh-ül-İslam bilip yolundan gittikleri İbni Teymiye kimdir âlimlerimiz onun hakkında ne demiştir?
CEVAP
Hanbeli fıkıh ve hadis âlimi iken mezhepsiz oldu. Ehl-i sünnete uymayan yazılarından dolayı Mısır’da iki defa hapsedildi.

1263 senesinde Harran’da doğup 1328 de Şam’da kalede hapiste iken vefat etti.

İbni Teymiye Ehl-i sünnet âlimlerinin büyüklüğünü anlamamış tasavvufu inkâr etmiş

Ehl-i sünnetten ayrılmıştır. Kitapları kendilerine Selefiyyeci diyen mezhepsizlere kaynak olmaktadır.

Mezhepsizler onu övmekte İslam müceddidlerinin piri demektedirler. İbni Teymiye’nin şaki ve dalalette olduğu

Seyf-ül-Cebbar ve farisi Tâlim-üs-sübyanda da yazılıdır.

Camiul-ezherdeki hanefi âlimlerinden Muhammed Bahitin (Tathir-ül-füad min-denisil itikad) kitabı

(Et-tevessüli bin-Nebi ve bis-Salihin) (Şevahid-ül-hak) (Cevahir-ül-bihar) (Seyf-ül-Cebbar) ve

(Tâlim-üs-sübyan) kitapları İbni Teymiye’nin dalalete düştüğünü vesikalarla ispat etmektedir.

İbni Battuta ibni Hacer-i Mekki imam-ı Sübki kendi oğlu Abdulvehhab izzeddin bin Cema'a

Ebu Hayyan Zahiri Zahid-ül Kevseri Yusuf-i Nebhani imam-ı Şarani Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan

Şeyh-ül-İslam Mustafa Sabri Efendi gibi nice âlimler İbni Teymiye’ye reddiyeler yazmışlar dalalet ve

küfürlerini açıklamışlardır. Üstad Necip Fazıl da (14. asrın irşad kutbu seyyid Abdülhakim Arvasi

“İbni Teymiye dini içinden zedeleyen mülhiddir” buyurdu) diyor. (Türkiye’nin Manzarası)

Dal ve mudil olduğu Savi tefsiri 107. sayfasında da yazılıdır.

İslam âlimleri buyuruyor ki:
(Allahü teâlânın sapıtmasına ilmini sebep ettiği kimsedir.) [İbni Hacer-i Mekki - Fetava-yı hadisiyye]

(İbni Teymiye öyle bir kimsedir ki bozuk sözlerine ve çürük vesikalarına büyük âlimler cevap vermişler

ve düşüncelerinin çirkinliğini ortaya koymuşlardır. [Şam Mısır ve Kudüs’de kadılık yapmış olan şafii fıkıh

ve hadis âlimlerinden Muhammed] İzzibni Cemaa onun için Allahü teâlânın dalalete sürüklediği azdırdığı

ve zillet gömleği giydirdiği kimsedir. İslam âlimlerine ve bilhassa Hulefa-i raşidine karşı ahmakça itirazlarda

bulunmuştur demiştir.) [İbni Hacer-i Mekki - El-cevher-ül-munzam]

(İbni Teymiye’nin sözlerinin kıymeti yoktur. O dalalettedir ve Müslümanları dalalete sürüklemektedir.

Müslümanların icmasından ayrılmış bid’at yolunu tutmuştur. İslam âlimleri onun dalalette [sapık] olduğunu

sözbirliği ile bildirdi. Kutbüd-Berdiri Şerhi Muhtasarda bunu uzun yazmaktadır.) [Tahir Muhammed Süleyman -

Zahiretül-fıkhil-kübra]

(Kitab-ül Arş onun en çirkin kitaplarındandır. Ona Şeyh-ül-İslam diyenin kâfir olacağını söyleyen âlimler vardır.)

[İmam-ı Sübki] (Nebras haşiyesinde bildiriliyor.)
(İbni Teymiye’ye uyanın malı ve canı helaldir.) [Miratül-cenan Nebras haşiyesi]

İbni Teymiye Kitab-ül Arş isimli eserinde “Allah Arş'ın üzerinde oturur kendisi ile beraber oturması için

Resulullaha da yer bırakır” diyor. Essırat-ul-müstekim kitabında da ibni Abbas gibi büyük sahabilere kâfir demiştir. (Keşfüzzunun)

El-ubudiyyet kitabında ise Allahü teâlânın ismini zikretmenin bid’at ve dalalet olduğunu bildirmekte ve

tasavvuf âlimlerine çirkin iftiralar yapmaktadır.

(Arş kadimdir) diyor. (Akaid-i Adudiyye şerhi)
(Şam camiinin minberinden inerken “Allah gökten yere benim indiğim gibi iner” dedi.) [İbni Battuta -Tuhfetünnüzzar tarihi]

Abduh’un yetiştirdiklerinden olup onun yolunda giden Abdürrazık paşa bile diyor ki:
(Vehhabilik bir bakımdan ibni Teymiye’ye bağlı olduğu gibi son asrın müceddidi denilen Abduh’daki dinde

reform fikirleri de ibni Teymiye’ye bağlıdır.)

(Kaza namazı kılmak lazım değildir) derdi. Halbuki dört mezhepte de farzdır.

Cehennem azabı sonsuz olmadığını söylerdi. Kâfirlerin Cehennemde sonsuz kalacaklarına dair bir çok âyet-i kerime vardır.

(Bekara 81 Ahzab 65 Fussilet 28 Zuhruf 74)

(Ömer çok yanılmıştır) diyerek imam-ı Ahmed’in bildirdiği (Allahü teâlâ doğru sözü Ömer’in dili üzerine koymuştur.

[O hiç yanılmaz]) hadis-i şerifine karşı gelmiştir. Eshab-ı kiramın çoğu ictihad ile anlaşılacak işlerde yanılmış olsa da

onların yanılmaları ictihadi mesele idi. İctihadda müctehidin yanıldığı bilinemez. Çünkü ictihad ictihad ile nakzedilmez.

Bunun için müctehid olan o büyükler tenkit edilemez. Dört mezhebin ictihadları farklı olduğu halde benimki doğru diyerek

biri ötekini tenkit etmemiştir.

Sadreddin-i Konevi İbni Arabi hazretleri gibi tasavvuf büyüklerine de saldırmıştır. “Gazali’nin kitapları uydurma hadis ile

dolu” derdi. (Hadika)

İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
(İbni Teymiye tasavvufu inkâr eder evliyaya ariflere dil uzatırdı. Kitaplarını okumaktan yırtıcı hayvandan kaçar

gibi kaçmalıdır.) [Tabakat-ül-kübra]

İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:
(İbni Teymiye kibirliydi. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek karşısındakini küçümsemek büyüklerle

alay etmek âdeti idi.) [Kam-ul Muarıd]

Muhammed Ali Bey; Hitat-uş-Şam kitabında diyor ki:
(İbni Teymiye’nin hedefi Luther adındaki papazın hedefine benzer. Fakat Hıristiyanlığın reformcusu muvaffak oldu.

İslamınki olamadı.)

İbni Hacer-i Askalani hazretleri buyuruyor ki:
(İbni Teymiye; “Kabri Nebeviyi ziyaret için sefere çıkmak haramdır. [Hazret-i] Ali iman ettiği zaman çocuk olduğu için

Müslümanlığı sahih olmadı. [Hazret-i] Osman malı çok severdi” diyerek eshab-ı kiramın büyüklerine dil uzattı.) [Ed-Dürer-ül-Kamine]

İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:
(İbni Teymiye Peygamberlerin masumiyetini (günahtan korunmuş olduklarını) reddetmiştir. Halbuki masumiyet

Peygamberlerin sıfatlarındandır.
Başta Peygamber efendimizin kabri şerifleri olmak üzere eshab-ı kiramın velilerin âlimlerin ve salih Müslümanların

kabirlerinin ziyaret edilmesine karşı çıkmış bunları şefaate vesile kılmayı da haram saymıştır.) [Fetava-i Hadisiyye]

Sual: Selefilerin vazgeçilmez üç prensibi varmış bunlara uymayan Allah’ın gönderdiği din ile amel etmezmiş.

Bu hususta açıklama yapar mısınız?
CEVAP
İbni Teymiye Furkan isimli kitabında dini üç kısma ayırmaktadır. Selefilere göre bu üç prensip vazgeçilmez esaslardır.

İslamiyet ancak bu üç kaide gereğince aslına uygun olarak bilinebilirmiş. Yoksa İslam pınarını etraftan karışmış bulanık

sulardan yani mezhep imamlarının ictihadlarından arındırmak mümkün değilmiş. Çünkü fıkıhçılar kelamcılar ve tasavvuf ehli

dinin aslına ilaveler yapmışlar bu bakımdan din çok genişletilmiş ve içinden çıkılmaz bir hâl almışmış. Dine yapılan bu ilaveleri

çıkarmak gerekirmiş.
Selefilerin sımsıkı bağlandıkları üç prensip şöyle:
1- Münezzel din: Kur’an-ı Kerimden ve sahih kabul ettiği hadis-i şeriflerden kendi anladıkları.
2- Müevvel din: Mezhep imamlarının Kitap ve sünnetten çıkardıkları hükümler.
3- Mübeddel din: Geçmiş dinlerin hükümleri ve uydurma saydığı hadis-i şerifler.
İbni Teymiye’ye göre Münezzel dine uymak bütün müslümanlara farzdır. Çünkü Allahü teâlâ bir müctehidin Kitap

ve Sünnetten neyi anladığını bir başka mükellefe sormaz. Hatta onu mükellef de tutmaz. Herkesi Kitap ve Sünneti

 anladığı ölçüde sorumlu tutar. Bu bakımdan herkes Münezzel din ile amel etmelidir.

Müevvel dine tevil edilmiş olana ictihaddan aciz olan mukallitlere caizdir. Ama müctehid olanlara bu caiz değildir.

İbni Teymiye’nin selefiye yolunu savunan bütün mezhepsizler kendilerini birer müctehid zannettikleri için mezhep

hükümleri onlar için muteber değildir Kitap ve Sünnetten anladıklarına tâbi olurlar. Kendilerine selefiyiz diyen bugünkü

mezhepsizler kraldan çok kralcı olup İbni Teymiye mukallit halk için müevvel din ile [mezhep imamlarının hükümleriyle]

mel etmeyi caiz görürken onlar cahillerin de mezhep hükümleriyle amel etmesini caiz görmezler herkesi Kitap ve Sünnete

el atmaya iterler.

İbni Teymiye’nin Mübeddel din diyerek eski dinleri bir kalemde silip atması caiz olmaz. Çünkü geçmiş dinlerin iman

yani inanılacak hususları (yani amentüdeki esaslar insanlar tarafındanbozulmadan önce) bütün dinlerde aynı idi.

İslamiyet bozulan bu hususların

doğrusunu bildirmiş amele ait hükümlerin de hepsini değil bazılarını nesh etmiştir.

Uydurma hadislerle amel edilen bir din yoktur. Uydurma hadis meselesi de ayrı bir konudur. Bir müctehidin usulüne

göre uydurma sayılan bir hadis başka bir müctehidlerin usulüne göre sahih olabilir. İbni Teymiye aklının almadığı

 hadis-i şeriflere hemen uydurma damgasını basmıştır. Fıkıh kelam ve tasavvufun ortaya koyduğu hükümleri

usulleri uydurma hadislerden çıkarıldığı havasını uyandırmak istemiştir. Onun bu mugalatasına İslam âlimleri gerekli cevaplar vermiştir.

Mezhepsizler imamları olan İbni Teymiye’nin görüşlerine uyar ve onun usulüne uyup Kitap ve Sünnetten ahkam

çıkarmaya çalışırlar. Bunu da gayet normal sayarlar ve buna münezzel din derler.

Biz de mezhep imamımız olan imam-ı a'zam hazretlerinin hükümleriyle amel edince onun usullerine uyunca Allah’ın

gönderdiği din ile değil mezhep imamlarının çıkardığı din ile amel ettiğimizi söylerler.

İbni Teymiye’ye uyup Kitap ve Sünnete el ve dil uzatan mezhepsizler bizim de imam-ı a'zama uymamıza ne hakla karşı çıkarlar ki?

En kötü insan kimdir?
Sual:
İbadet etmemek günah işlemek kibirden midir? İbni Teymiye’nin bir mezhebe bağlanmaması da mı kibirdendir?
CEVAP
İki âyet-i kerime meali şöyledir:
(Allahü teâlâ ibadet etmekten çekinip kibirlenenleri [cezalandırmak için] kıyamette toplar.) [Nisa 172]

(Dünyada kibirlenip günah işlediniz. Bugün şiddetli azap göreceksiniz.) [Ahkaf 20]

Cahiliyet döneminde Araplar kibirlerinden ayakkabılarının bağı kopsa eğilip bağlamazlardı. Asr-ı saadette iman edenler

eğilip toprağa secde ettiler; ama müşrikler yine kibirlerine devam ettiler. Kâfir kalmalarına kibirleri sebep oldu.

İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:
İbni Teymiye kibirliydi kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek karşısındakini küçümsemek büyüklerle alay

etmek âdetiydi. (Kamul-muarıd)

İşte bu kibri yüzünden bir mezhebe bağlanmayıp mezhepsiz olmuştu. İmam-ı Ebu Yusuf İmam-ı Muhammed İmam-ı Züfer

gibi büyük âlimler müctehid oldukları halde İmam-ı a’zama bağlanıp Hanefi mezhebinin mensubu oldular.

Hiç kimse onları tenkit etmedi. Hâlbuki İbni Teymiye tenkid yağmuruna tutuldu hatta küfre girdiği bile bildirildi.

Dalalet fırkalarının hepsi de kibirleri yüzünden çeşitli fırkalara bölünmüştür. Her fırka kendilerinin doğru olduğunu

diğer fırkaların sapık olduğunu ilan etmişlerdir. Hâlbuki tevazu hakkı çocuk söylese bile kabul etmektir.

İmam-ı Rabbani hazretleri (Kötü sıfatların en aşağısı kibir sıfatıdır) buyuruyor. Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
(Kibir hakka razı olmamak hakkı kabul etmemek ve insanları küçük görmektir.) [Müslim]

(En kötü kimse katı kalbli ve kibirli olandır.) [İ. Ahmed]

(Kibirden sakın! Kibir şeytanı hazret-i Âdem’e doğru secdeden alıkoydu.)
[İ. Asakir]

(Büyüklenip kibirli yürüyen kimse ölünce Allah’ı gazaplı bulur.) [Buhari]

(Cehennemlikler katı kalbli cimri ve kibirli kimselerdir.) [Buhari]

(Kibrinden dolayı ağzını eğip bükerek konuşan ateştedir.) [Taberani]

(Tevazu edip fakirlerle beraber ol ki Allah indinde kıymetin artıp kibirden de kurtulasın.) [Ebu Nuaym]

(Eski elbiseli fakir de kibirli olabilir.) [İ. Ahmed]

(Allahü teala [özellikle] kibirli fakire buğzeder.) [Taberani]

(Lâ ilâhe illallah kelimesini şeksiz kibirsiz ve zulüm yapmadan söyleyeni Allahü teala Cehennem ateşinden korur.) [Hâkim]

(Güzelliğin âfeti kibirlenmektir.) [Harâitî] (Her güzelliği kibir yok eder.)

buradan http://www.filesonic.c