Kur'an-ı Kerim

 Minik Dualar Grubu Ilahileri

Osmanli Padisahlari

Camiler        Dualar

Türki Marslar         islam Ansiklopedisi

 Türkiye'deki siyasi partilerin listesi

                                                                                                                         

 1950 Türkiye Cumhuriyeti Milletvekili Genel Seçimleri

 

1965 Türkiye Cumhuriyeti Milletvekili Genel Seçimleri

 

 1983 Türkiye Cumhuriyeti Milletvekili Genel Seçimleri

1995 Türkiy1987 Türkiye Cumhuriyeti Milletvekili G

 

1987 Türkiye Cumhuriyeti Milletvekili Genel Seçimleri

 

http://www.samanyoluhaber.com/images/resim/turgut_ozal_15_1.jpg

 

           

 

الجمهورية اللبنانية
El Cumhuriyyet'ül Lübnânîyye
Lübnan Cumhuriyeti
Bayrak Amblem
Milli Marş:Kulluna lil-vatan lil 'ula lil-'alem
Başkent

En Büyük Şehir
Beyrut
33°54′N 35°32′E
Beyrut
Resmi dil Arapça
Yönetim
- Devlet Başkanı
- Başbakan
Cumhuriyet
Michel Süleyman
Fuad Sinyora
Bağımsızlık
- İlanı
- Tanınması
Fransa'dan
- 26 Kasım 1941
- 22 Kasım 1943
Yüzölçümü
- Toplam
- Su (%)

10.452 km² (116.)
 %1,6
Nüfus
- Toplam
- Yoğunluk

3,874,050 (129.)
358/km²
GSMH
- Toplam
- Kişi Başına

21.45 milyar dolar (103.)
5,500 dolar (90.)
Para birimi Lübnan lirası
Saat dilimi UTC +2
İnternet Alan Adı .lb
Telefon Kodu +961

 

 

                                    

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları listesi

Vikipedi, özgür ansiklopedi

(Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı sayfasından yönlendirild
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı forsu

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanları listesi, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasından ardından 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki 11 cumhurbaşkanı ve görev yaptıkları tarihlerin listesi.

Konu başlıkları

[gizle]

Türkiye'nin Cumhurbaşkanları [değiştir]

Anahtar: Cumhuriyet Halk Partisi Demokrat Parti Vekalet Askeri yönetici Partisiz cumhurbaşkanı
  İsim   Göreve gelme Görevi bırakma Siyasi parti Köken
1 Gazi Mustafa Kemal 29 Ekim 1923 1 Kasım 1927 Halk Fırkası
CHF

Asker

  Gâzi Mustafa Kemal 1 Kasım 1927 4 Mayıs 1931 CHF

Asker

  Gâzi Mustafa Kemal 4 Mayıs 1931 1 Mart 1935 CHF

Asker

  Mustafa Kemal Atatürk [1] 1 Mart 1935 10 Kasım 1938 CHF
CHP

Asker

  Abdülhalik Renda 10 Kasım 1938 11 Kasım 1938 CHP TBMM Başkanı
2 İsmet İnönü 11 Kasım 1938 3 Nisan 1939 CHP

Asker

  İsmet İnönü 3 Nisan 1939 8 Mart 1943 CHP

Asker

  İsmet İnönü 8 Mart 1943 5 Haziran 1946 CHP

Asker

  İsmet İnönü 5 Haziran 1946 22 Mayıs 1950 CHP

Asker

3 Celâl Bayar 22 Mayıs 1950 14 Mayıs 1954 DP CHP
  Celâl Bayar 14 Mayıs 1954 1 Kasım 1957 DP DP
  Celâl Bayar 1 Kasım 1957 27 Mayıs 1960 DP DP
  Cemal Gürsel 27 Mayıs 1960 26 Ekim 1961 MBK Asker
4 Cemal Gürsel 26 Ekim 1961 28 Mart 1966 Yok Asker
5 Cevdet Sunay 28 Mart 1966 28 Mart 1973 Yok Asker
  Tekin Arıburun   28 Mart 1973 6 Nisan 1973 Adalet Partisi TBMM Başkanı
6 Fahri Korutürk 6 Nisan 1973 6 Nisan 1980 Yok Asker
  İhsan Sabri Çağlayangil 6 Nisan 1980 12 Eylül 1980 Adalet Partisi TBMM Başkanı
  Kenan Evren 12 Eylül 1980 9 Kasım 1982 MGK Asker
7 Kenan Evren 9 Kasım 1982 9 Kasım 1989 Yok Asker
8 Turgut Özal 31 Ekim 1989 17 Nisan 1993 Yok [2] ANAP
  Hüsamettin Cindoruk   17 Nisan 1993 16 Mayıs 1993 DYP TBMM Başkanı
9 Süleyman Demirel 16 Mayıs 1993 16 Mayıs 2000 Yok [3] DYP
10 Ahmet Necdet Sezer 16 Mayıs 2000 28 Ağustos 2007 Yok Hukukçu
11 Abdullah Gül 28 Ağustos 2007 Görevde Yok [4] AKP

Vekâleten Cumhurbaşkanı Olanlar [değiştir]

  • Kenan Evren (12 Eylül 1980 - 9 Kasım 1982) 1980 darbesinden sonra "devlet başkanı" ünvanıyla hizmet verdi.

Zaman Çizelgesi [değiştir]

  • Turuncu: Asker kökenli cumhurbaşkanı
  • Kırmızı: Askerî yönetim
  • Yeşil: Siyasetçi kökenli cumhurbaşkanı
  • Mavi: Hukukçu kökenli cumhurbaşkanı

Seçimler [değiştir]

Ana madde: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Seçimleri

Anayasa'ya göre, cumhurbaşkanları halk tarafından seçilmektedir. Cumhurbaşkanlarının seçimlerde aldıkları oy miktarı şu şekildedir:[5]

İsim Seçim tarihi Toplam üye Katılan üye Verilen oy Yüzde (%)
Mustafa Kemal Atatürk 29 Ekim 1923 287 158 158 100,0
Mustafa Kemal Atatürk 1 Kasım 1927 316 288 288 100,0
Mustafa Kemal Atatürk 4 Mayıs 1931 317 289 289 100,0
Mustafa Kemal Atatürk 1 Mart 1935 399 386 386 100,0
İsmet İnönü 11 Kasım 1938 399 348 348 100,0
İsmet İnönü 3 Nisan 1939 424 413 413 100,0
İsmet İnönü 8 Mart 1943 455 435 435 100,0
İsmet İnönü 5 Haziran 1946 465 451 388 83,4
Celâl Bayar 22 Mayıs 1950 487 453 387 79,5
Celâl Bayar 14 Mayıs 1954 541 513 486 89,8
Celâl Bayar 1 Kasım 1957 638 607 434 68,0
Cemal Gürsel 26 Ekim 1961 541 513 486 89,8
Cevdet Sunay 28 Mart 1966 636 532 461 72,5
Fahri Korutürk 6 Nisan 1973 635 557 365 57,5
Kenan Evren 9 Kasım 1982 - - - -
Turgut Özal 31 Ekim 1989 450 285 263 58,4
Süleyman Demirel 16 Mayıs 1993 450 431 244 54,2
Ahmet Necdet Sezer 5 Mayıs 2000 550 533 330 60,0
Abdullah Gül 28 Ağustos 2007 550 448 339 61,6

Kaynakça [değiştir]

  1. ^ TBMM tarafından kendisine Atatürk soyadı verildi.
  2. ^ Seçildikten sonra partisiyle ilişiği kesildi
  3. ^ Seçildikten sonra partisiyle ilişiği kesildi
  4. ^ Seçildikten sonra partisiyle ilişiği kesildi
  5. ^ http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=231337 Hangi cumhurbaşkanı kaç oyla seçildi?, Radikal, 29 Ağustos 2007

Avrupa devlet başkanları listesi

 

 

 

 

 

 ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Türkiye Cumhuriyeti başbakanları

Vikipedi, özgür ansiklopedi

(Türkiye Cumhuriyeti Başbakanları sayfasından yönlendirildi)
Git ve: kullan, ara

Aşağıda Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanlarının ve hükûmetlerinin bir listesini bulabilirsiniz. Her yeni başbakana yeni bir numara verilmiştir.

Not: Türkiye Cumhuriyeti'nde sık sık koalisyon hükûmeti dönemi görülmektedir, bu durumda listeye başbakanın partisi yazılmıştır.

Kurtuluş Savaşı dönemi [değiştir]

  Resmi Adı Göreve gelme Görevi bırakma Hükümetin ana partisi
1
Mustafa Fevzi Paşa (Çakmak) 24 Ocak 1921 19 Mayıs 1921 Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
2
Mustafa Fevzi Paşa (Çakmak) 19 Mayıs 1921 9 Temmuz 1922 Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
3
Hüseyin Rauf Bey (Orbay) 12 Temmuz 1922 4 Ağustos 1923 Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
4
Ali Fethi Bey (Okyar) 14 Ağustos 1923 27 Ekim 1923 Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

Cumhuriyet Dönemi [değiştir]

Anahtar: CHP DP AP ANAP DYP RP DSP AKP Diğer
  Resmi Adı Göreve gelme Görevi bırakma Hükümetin ana partisi
1 Mustafa İsmet Paşa (İnönü), 1. hükûmeti 1 Kasım 1923 6 Mart 1924 Halk Fırkası
2 Mustafa İsmet Paşa (İnönü), 2. hükûmeti 6 Mart 1924 22 Kasım 1924 Halk Fırkası
3
Ali Fethi Bey 22 Kasım 1924 3 Mart 1925 Cumhuriyet Halk Fırkası
4 Mustafa İsmet Paşa (İnönü), 3. hükûmeti 4 Mart 1925 1 Kasım 1927 Cumhuriyet Halk Fırkası
5 Mustafa İsmet Paşa (İnönü), 4. hükûmeti 1 Kasım 1927 27 Eylül 1930 Cumhuriyet Halk Fırkası
6 Mustafa İsmet Paşa (İnönü), 5. hükûmeti 27 Eylül 1930 4 Mayıs 1931 Cumhuriyet Halk Fırkası
7 Mustafa İsmet Paşa (İnönü), 6. hükûmeti 4 Mayıs 1931 1 Mart 1935 Cumhuriyet Halk Fırkası
8 Mustafa İsmet İnönü, 7. hükûmeti 1 Mart 1935 25 Ekim 1937 Cumhuriyet Halk Partisi
9
Mahmud Celâl Bayar, 1. hükûmeti 25 Ekim 1937 11 Kasım 1938 Cumhuriyet Halk Partisi
10
Mahmud Celâl Bayar, 2. hükümeti 11 Kasım 1938 25 Ocak 1939 Cumhuriyet Halk Partisi
11
Refik İbrahim Saydam, 1. hükümeti 25 Ocak 1939 3 Nisan 1939 Cumhuriyet Halk Partisi
12
Refik İbrahim Saydam, 2. hükümeti 3 Nisan 1939 8 Temmuz 1942 Cumhuriyet Halk Partisi
 
Ahmet Fikri Tüzer 8 Temmuz 1942 9 Temmuz 1942 Cumhuriyet Halk Partisi
13
Mehmet Şükrü Saraçoğlu, 1. hükümeti 9 Temmuz 1942 9 Mart 1943 Cumhuriyet Halk Partisi
14
Mehmet Şükrü Saraçoğlu, 2. hükümeti 9 Mart 1943 7 Ağustos 1946 Cumhuriyet Halk Partisi
15
Mehmet Recep Peker 7 Ağustos 1946 10 Eylül 1947 Cumhuriyet Halk Partisi
16
Hasan Hüsnü Saka, 1. hükümeti 10 Eylül 1947 10 Haziran 1948 Cumhuriyet Halk Partisi
17
Hasan Hüsnü Saka, 2. hükümeti 10 Haziran 1948 16 Ocak 1949 Cumhuriyet Halk Partisi
18 Mehmet Şemsettin Günaltay 16 Ocak 1949 22 Mayıs 1950 Cumhuriyet Halk Partisi
19
Ali Adnan Ertekin Menderes, 1. hükümeti 22 Mayıs 1950 9 Mart 1951 DP
20
Ali Adnan Ertekin Menderes, 2. hükümeti 9 Mart 1951 17 Mayıs 1954 DP
21
Ali Adnan Ertekin Menderes, 3. hükümeti 17 Mayıs 1954 9 Aralık 1955 DP
22
Ali Adnan Ertekin Menderes, 4. hükümeti 9 Aralık 1955 25 Kasım 1957 DP
23
Ali Adnan Ertekin Menderes, 5. hükümeti 25 Kasım 1957 27 Mayıs 1960 DP
24
Cemal Gürsel, 1. hükümeti 27 Mayıs 1960 5 Ocak 1961 Sivil olmayan hükümet
25
Cemal Gürsel, 2. hükümeti 5 Ocak 1961 27 Ekim 1961 Sivil olmayan hükümet
  Emin Fahrettin Özdilek 27 Ekim 1961 20 Kasım 1961 Sivil olmayan hükümet
26 Mustafa İsmet İnönü, 8. hükümeti 20 Kasım 1961 25 Haziran 1962 Cumhuriyet Halk Partisi
27 Mustafa İsmet İnönü, 9. hükümeti 25 Haziran 1962 25 Aralık 1963 Cumhuriyet Halk Partisi
28 Mustafa İsmet İnönü, 10. hükümeti 25 Aralık 1963 20 Şubat 1965 Cumhuriyet Halk Partisi
29 Suad Hayri Ürgüplü 20 Şubat 1965 27 Ekim 1965 AP
30
Sami Süleyman Gündoğdu Demirel, 1. hükümeti 27 Ekim 1965 3 Kasım 1969 AP
31
Sami Süleyman Gündoğdu Demirel, 2. hükümeti 3 Kasım 1969 6 Mart 1970 AP
32
Sami Süleyman Gündoğdu Demirel, 3. hükümeti 6 Mart 1970 26 Mart 1971 AP
33 İsmail Nihat Erim, 1. hükümeti 26 Mart 1971 11 Aralık 1971 Milli Birlik hükümeti
34 İsmail Nihat Erim, 2. hükümeti 11 Aralık 1971 22 Mayıs 1972 Milli Birlik hükümeti
35 Ferit Sadi Melen 22 Mayıs 1972 15 Nisan 1973 Geçici hükümet
36 Mehmet Naim Talu 15 Nisan 1973 26 Ocak 1974 Geçici hükümet
37
Mustafa Bülend Ecevit, 1. hükümeti 26 Ocak 1974 17 Kasım 1974 Cumhuriyet Halk Partisi
38 Mahmut Sadi Irmak 17 Kasım 1974 31 Mart 1975 Geçici hükümet
39
Sami Süleyman Gündoğdu Demirel, 4. hükümeti 31 Mart 1975 21 Haziran 1977 AP
40
Mustafa Bülend Ecevit, 2. hükümeti 21 Haziran 1977 21 Temmuz 1977 Cumhuriyet Halk Partisi
41
Sami Süleyman Gündoğdu Demirel, 5. hükümeti 21 Temmuz 1977 5 Ocak 1978 AP
42
Mustafa Bülent Ecevit, 3. hükümeti 5 Ocak 1978 12 Kasım 1979 Cumhuriyet Halk Partisi
43
Sami Süleyman Gündoğdu Demirel, 6. hükümeti 12 Kasım 1979 12 Eylül 1980 AP
44 Saim Bülend Ulusu 21 Eylül 1980 13 Aralık 1983 Sivil olmayan hükümet
45
Turgut Özal, 1. hükûmeti 13 Aralık 1983 21 Aralık 1987 Anavatan Partisi
46
Turgut Özal, 2. hükûmeti 21 Aralık 1987 31 Ekim 1989 Anavatan Partisi
  Ali Hüsrev Bozer 31 Ekim 1989 9 Kasım 1989 Anavatan Partisi
47   Yıldırım Akbulut 9 Kasım 1989 23 Haziran 1991 Anavatan Partisi
48   Ahmet Mesut Yılmaz, 1. hükümeti 23 Haziran 1991 20 Kasım 1991 Anavatan Partisi
49
Sami Süleyman Gündoğdu Demirel, 7. hükümeti 20 Kasım 1991 16 Mayıs 1993 Doğru Yol Partisi
  Erdal İnönü 16 Mayıs 1993 25 Haziran 1993 Sosyaldemokrat Halkçı Parti
50   Tansu Penbe Çiller, 1. hükümeti 25 Haziran 1993 5 Ekim 1995 Doğru Yol Partisi
51   Tansu Penbe Çiller, 2. hükümeti 5 Ekim 1995 30 Ekim 1995 Doğru Yol Partisi
52   Tansu Penbe Çiller, 3. hükümeti 30 Ekim 1995 6 Mart 1996 Doğru Yol Partisi
53   Ahmet Mesut Yılmaz, 2. hükümeti 6 Mart 1996 28 Haziran 1996 Anavatan Partisi
54 Necmettin Erbakan 28 Haziran 1996 30 Haziran 1997 Refah Partisi
55   Ahmet Mesut Yılmaz, 3. hükümeti 30 Haziran 1997 11 Ocak 1999 Anavatan Partisi
56
Mustafa Bülent Ecevit, 4. hükümeti 11 Ocak 1999 28 Mayıs 1999 Demokratik Sol Parti
57
Mustafa Bülent Ecevit, 5. hükümeti 28 Mayıs 1999 18 Kasım 2002 Demokratik Sol Parti
58
Abdullah Gül 18 Kasım 2002 14 Mart 2003 Adalet ve Kalkınma Partisi
59
Recep Tayyip Erdoğan ,1.hükümeti 14 Mart 2003 29 Ağustos 2007 Adalet ve Kalkınma Partisi
60
Recep Tayyip Erdoğan 2.hükümeti 29 Ağustos 2007 Hala görevde Adalet ve Kalkınma Partisi
Anahtar: CHP DP AP ANAP DYP SHP RP DSP AKP Diğer

 

 

 

 



Osmanlı kağıt Paralar


Mehmed Reşad 1/4 Lira [1331]
REZERVE




Abdülaziz 20 Kuruş [1277]



Mehmed Reşad 20 Kuruş [1331]



Mehmed Reşad 2.5 Kuruş [1332]

  Alıntı ile Cevapla
Eski 12-23-2006, 22:43   #4
CaNDy'S
Misafir
 
Mesajlar: n/a
 
Tanımlı


50 Kuruş

Basıldığı Yer: Almanya

Tedavüle çıkarıldığı tarih: 1944-06-26

Tedavülden çekildiği tarih: 1947-08-01


2.5 Lira

Basıldığı Yer: İngiltere

Tedavüle çıkarıldığı tarih: 1947-03-27

Tedavülden çekildiği tarih: 1952-07-15




10 Lira
İmzalar: Kemal Zaim SUNEL, Nedim ERSUN

Boyut: 75x165 mm

Basılan Miktar: 200.000.000 TL

Basıldığı Yer: Amerika

Tedavüle çıkarıldığı tarih: 1948-09-15

Tedavülden çekildiği tarih: 1952-06-02





5 Lira

İmzalar: Osman Nuri GOVER, Resat AKSAN, Kamil KIBRIZLI Boyut: 68x150 mm Basılan Miktar: 200.000.000 TL Basıldığı Yer: İngiltere Tedavüle çıkarıldığı tarih: 1952-11-10 Tedavülden çekildiği tarih: 1968-01-08

 

 

 

 

 

    

 

 



1.000


1.000



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

















































































































 

Türk Lirası

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   alintidir

 Osman BeyYıldırım BeyazidYavuz sultan selim

 

 

 

 

 

Osmanlı devleti bayraklarıOsmanlı devleti haritası

istanbulun fethinden sonra

 

                           

الجمهورية اللبنانية
El Cumhuriyyet'ül Lübnânîyye
Lübnan Cumhuriyeti
Bayrak Amblem
Milli Marş:Kulluna lil-vatan lil 'ula lil-'alem
Başkent

En Büyük Şehir
Beyrut
33°54′N 35°32′E
Beyrut
Resmi dil Arapça
Yönetim
- Devlet Başkanı
- Başbakan
Cumhuriyet
Michel Süleyman
Fuad Sinyora
Bağımsızlık
- İlanı
- Tanınması
Fransa'dan
- 26 Kasım 1941
- 22 Kasım 1943
Yüzölçümü
- Toplam
- Su (%)

10.452 km² (116.)
 %1,6
Nüfus
- Toplam
- Yoğunluk

3,874,050 (129.)
358/km²
GSMH
- Toplam
- Kişi Başına

21.45 milyar dolar (103.)
5,500 dolar (90.)
Para birimi Lübnan lirası
Saat dilimi UTC +2
İnternet Alan Adı .lb
Telefon Kodu +961
 
...   Erstellt am 03.12.2006 - 14:33 Zum Seitenanfang Beitrag zitieren Beitrag melden Beitrag verändern Beitrag löschen

Lübnan Cumhuriyeti (Arapça: الجمهورية اللبنانية, El cumhuriyyet'ül Lübnaniyye) , Doğu Akdeniz kıyısında bir Arap ve Ortadoğu ülkesidir. Başkenti Beyrut'tur. Tarihteki Fenike uygarlığının vatanı Lübnan ve kıyılarıdır. Kuzeyinde ve doğusunda Suriye, güneyinde İsrail yer alır. Yüzölçümü 10.452 km², nüfusu 3.874.050 'dir. Halkın tahminen %64.7'si Müslüman, %35'u Hristiyan, %1.3'ü ise Dürzi. Lübnan'ın resmi dili Arapça'dır. Fakat 1932 yılından beri nüfus sayımı yapılmadığından ve halkın dini kimliği sorulmadığından, ve Lübnan İç Savaşından dolayı oluşan göç ve demografik değişiklikten, dolayı Hıristiyanların sayısı hızla azalmıştır ve Müslümanların (özellikle Şiilerin) sayısı hızla artmıştır.[1]

Konu başlıkları

[gizle]

Lübnan Sorunu [değiştir]

Ana madde: Lübnan Sorunu
Lübnan haritası

Lübnan, karışık dini yapıya sahip bir devlet olmasına rağmen sosyal yapının gerektirdiği politik dengenin kurulmasıyla, Ortadoğu'nun en düzenli ve yaşam koşulları oldukça yüksek olan ülkelerinden biri idi.

Ülke istikrarı, Arap-İsrail çatışması sonucu Lübnan'a gelen Filistinliler'in çoğalmasıyla bozulmaya başladı. Özellikle 1970'lerden itibaren Müslümanlar, demografik üstünlüğü elde ettiler ve bu üstünlüğü egemenlik faktörüne yansıtarak ülke yönetiminde Hristiyanlar kadar söz hakkı alma mücadelesine başladılar. Sonuçta; ülkede başlayan Müslüman- Hristiyan mücadelesi, 13 Nisan 1975'den itibaren iç savaşa dönüştü.

1975-1991 Lübnan İç Savaşı; Lübnan, Suriye, Mısır, Kuveyt ve Suudi Arabistan devlet başkanlarının 17-18 Ekim 1976'da Riyad Toplantısında aldıkları kararlarla yeni bir boyut kazandı. Bu antlaşmanın üç ana unsuru şöyle idi:

a. Lübnan'da 21 Ekim'den itibaren ateşkes yürürlüğe girecek ve savaşan taraflar, 1975 Nisan'ından önceki hatlara çekileceklerdir.

b. Lübnan için 30. 000 kişilik bir Arap Barış Gücü teşkil olunacaktır. Bu güç esas itibari ile Suriye askerlerinden oluşmuştur.

c. FKÖ gerillaları Lübnan'da kalmaya devam etmekle beraber, Lübnan'ın egemenlik ve güvenliğine saygı göstereceklerdir.




Ýstanbul'u aldýktan soma Fatih ilk iþ olarak Ayasofya'ya gelerek burada toplanmýþ olan Bizans halkýna hitaben can, mal ve din özgürlüklerinin kendi teminatýnda olduðu konusunda güvence verdi. Harap ve bakýmsýz durumda olan Ayasofya'yý camiye çevirerek onarýma aldýrdýÝstanbul'u aldýktan soma Fatih i

k iþ olarak Ayasofya'ya gelerek burada toplanmýþ olan Bizans halkýna hitaben can, mal ve din özgürlüklerinin kendi teminatýnda olduðu konusunda güvence verdi. Harap ve bakýmsýz durumda olan Ayasofya'yý camiye çevirerek onarýma aldýrdý. Fatih ve ondOsmanlý Padiþahlarý da fetih sembolü olarak kabul edilen Ayasofya'ya büyük önem verdiler ve bu konuda hiçbir fedakarlýktan kaçýnmadýlar. Ayasofya'nýn kutsal hikmet manasýna gelen Grekçe adýnýn dahi deðiþtirilmediðini düþünürsek Türkler’in ne kadar hoþ görülü olduklarý daha iyi anlaþýlýr.. Fatih ve ondan soma gelen Osmanlý Padiþahlarý da fetih sembolü olarak kabul edilen Ayasofya'ya büyük önem verdiler ve bu konuda hiçbir fedakarlýktan kaçýnmadýlar. Ayasofya'nýn kutsal hikmet manasýna gelen Grekçe adýnýn dahi deðiþtirilmediðini düþünürsek Türkler’in ne kadar hoþ görülü olduklarý daha iyi anlaþýlýr

 

       

 

.i

 

.

.bu   yazilari  tarihi org tan alintidir    
 
  1. Anlaşma Devletleri tarafından Boğazların açılarak Rusya’ya ulaşılması halinde Rusya, dış alım-satım olanağına kavuşacağından, ekonomik dengesini kurup sıkıntıdan kurtulacak, İngiltere-Fransa da Rusya ve Romanya’nın zengin buğday ürünlerinden yararlanıp, gerek silahlı kuvvetlerinin, gerekse halkının yiyecek gereksinimlerini sağlamış olacaklardı ki, bu gerçekleşememiştir.

  2. Keza Boğazlar açılabilseydi, Tuna yolu da yeniden trafiğe açılıp Karadeniz’deki 120 parça ticaret gemisinden yararlanma olanağı elde edilecekti. Halbuki Çanakkale Zaferi, yalnız Rusya ile İngiltere, Fransa’nın değil, bunların aynı zamanda diğer Batılı devletlerle olan karşılıklı ticari ve ekonomik ilişkilerini de olumsuz yönde etkilemiş, ne İngiltere, Fransa müttefiki Rusya’ya ihtiyacı olan silah ve cephaneyi ulaştırabilmiş, ne de Rusya Batılıların ihtiyacı olan buğdayını Akdeniz’e aktarabilmişti.

  3. Birinci Dünya Savaşı başında Boğazların kapatılıp, bu savaş sonuna kadar açılamaması, kuşkusuz uluslararası ticari ilişkileri de olumsuz yönde etkilemişti. Nitekim, Karadeniz’de; İngiltere, Rusya, Fransa, Belçika ve İtalya’nın toplam 85; Yunanistan, Romanya, Danimarka, İsveç ve Hollanda’nın toplam 27; Almanya, Avusturya-Macaristan’ın toplam 17 olmak üzere, genel toplamı l29’u ve toplam tonajı 350.000’i bulan ticaret gemisi mahsur kalmıştı.

  4. Yukarıdaki açıklamaların ışığı altında kısaca denebilir ki, Çanakkale’de Türk Zaferi, iki yıl uzayan savaş boyunca Doğulu ve Batılı müttefik devletlerin (Rusya-İngiltere-Fransa) ekonomilerinde sıkıntılar yaratmıştır. Bu durum, özellikle Rusya’yı bunalıma sürüklemiş ve sonunda rejim değişikliğine (komünizme) kadar gidebilmiş ve böylece de Rusya’nın savaş dışı kalmasına yol açmıştır.

  5. Zaferin, yukarıdaki ticari ve ekonomik etkinliklerinin yanında, Türk ulusu açısından sosyal alanda da etkileri görülmüştür. Çanakkale deniz ve kara muharebelerinde toplam 211.000 insan zayiatı veren Türk ulusu, bu arada binlerce okumuş ve aydınını da kaybetmişti. Kesin olmayan tahmini rakamlara göre, 100.000’den fazla öğretmen mülkiyeli, tıbbiyeli ve Türk ocaklarında yetişmiş okur-yazar yitirildiği sanılmaktadır. Böylece o günün koşullarında ülkenin beyin takımını oluşturan küçümsenemeyecek bir sayıya ulaşan bu kayıpların, olumsuz etkileri, savaş sırasında olduğu kadar, bu savaşı izleyen Türk İstiklal Savaşı’nda da fazlasıyla hissedilmiştir. Nitekim, 1923’te Cumhuriyetin ilanından sonra, Atatürk’ün başlattığı inkılaplar ve bunların paralelinde girişilen reformların kitlelere yaygınlaştırıl

.tarihi org tan alintidir
 

Birinci Dünya Savaşı’na katılan ülkelerin genel askeri güçleri ve zayiatlarını gösteren tablolar şöyledir:

Orduların Büyüklükleri

Ülkeler

Silah altındaki ve Yedek Kuvvetler
Ağustos 1914

Silah altına alınan Toplam 1914-18

Rusya

5,971,000

12,000,000

Fransa

4,017,000

8,410,000

İngiltere

975,000

8,905,000

Italya

1,251,000

5,615,000

ABD

200,000

4,355,000

Japonya

800,000

800,000

Romanya

290,000

750,000

Sırbistan

200,000

707,000

Belçika

117,000

267,000

Yunanistan

230,000

230,000

Portekiz

40,000

100,000

Karadağ

50,000

50,000

Toplam

14.141.000

42.189.000

Almanya

4,500,000

11,000,000

Avusturya-Macaristan

3,000,000

7,800,000

Türkiye

210,000

2,850,000

Bulgarisitan

280,000

1,200,000

TOPLAM

7.990.000

22.850.000

Savaş Maliyetleri

Müttefikler

Miktar $(1914-18)

ABD

22,625,253,000

İngiltere

35,334,012,000

Fransa

24,265,583,000

Rusya

22,293,950,000

Italya

12,413,998,000

Belçika

1,154,468,000

Romanya

1,600,000,000

Japonya

40,000,000

Sırbistan

399,400,000

Yunanistan

270,000,000

Kanada

1,665,576,000

Avustralya

1,423,208,000

Yeni Zellanda

378,750,000

Hindistan

601,279,000

Güney Afrika

300,000,000

İngiliz Sömürgeleri

125,000,000

Diğerleri

500,000,000

TOPLAM

125,690,477,000

 

Merkezi Kuvvetler

Miktar $(1914-18)

Almanya

37,775,000,000

Avusturya-Macaristan

20,622,960,000

Turkiye

1,430,000,000

Bulgaristan

815,200,000

TOPLAM

60,643,160,000

Gemi Kayıpları

Ülke

Tonaj

United Kingdom

9,055,000

Norway

1,172,000

Italy

862,000

Fransa

531,000

United States

531,000

Greece

415,000

Japan

270.000

Sweden

264,000

Denmark

245,000

Spain

238,000

Hollve

229,000

Belgium

105,000

Brazil

31,000

TOPLAM

13.948.000

Savaş Gemisi Kayıpları

ÜLKE

ZIRHLI

Kruvazör

Ganbot

Torpidobot

Denizaltı

Destroyer

Toplam

Müttefikler 302

Rusya

4

2

1

0

14

22

43

Fransa

4

5

2

8

12

11

41

İngiltere

13

25

7

11

54

64

174

Italya

3

3

1

6

8

8

29

ABD

0

3

1

0

1

2

7

Japonya

1

4

0

1

0

2

8

Merkezi Kuvvetler 374

Almanya

1

7

8

55

200

68

339

Avusturya-
Macaristan

3

2

0

4

7

4

20

Osmanlı Devleti

1

2

4

5

0

3

15

 

ZAYİATLAR

Ülkeler

Toplam Asker Sayısı

Ölü

Yaralı

Esir ve Kayıp

Toplam Zayiat

Zayiat Yüzdesi

Müttefikler

Rusya

12,000,000

1,700,000

4,950,000

2,500,000

9,150,000

76.3

Fransa

8,410,000

1,357,800

4,266,000

537,000

6,160,800

76.3

İngiltere

8,904,467

908,371

2,090,212

191,652

3,190,235

35.8

İtalya

5,615,000

650,000

947,000

600,000

2,197,000

39.1

ABD

4,355,000

126,000

234,300

4,500

364,800

8.2

Japonya

800,000

300

907

3

1,210

0.2

Romanya

750,000

335,706

120,000

80,000

535,706

71.4

Sırbistan

707,343

45,000

133,148

152,958

331,106

46.8

Belçika

267,000

13,716

44,686

34,659

93,061

34.9

Yunanistan

230,000

5,000

21,000

1,000

17,000

11.7

Portekiz

100,000

7,222

13,751

12,318

33,291

33.3

Karadağ

50,000

3,000

10,000

7,000

20,000

40.0

Toplam

42,188,810

5,152,115

12,831,004

4,121,090

22,104,209

52.3

Merkezi Kuvvetler

Almanya

11,000,000

1,773,7000

4,216,058

1,152,800

7,142,558

64.9

Avusutrya-
Macaristan

7,800,000

1,200,000

3,620,000

2,200,000

7,020,000

90.0

Türkiye

2,850,000

325,000

400,000

250,000

975,000

34.2

Bulgaristan

1,200,000

87,500

152,390

27,029

266,919

22.2

Toplam

22,850,000

3,386,200

8,388,448

3,629,829

15,404,477

67.4

Genel Toplam

65,038,810

8,538,315

21,219,452

7,750,919

37,508,686

57.6

   
İ SONUÇLAR

.

.  
  1. Çanakkale’de denizde ve karada kazanılmış olan her iki zafer, Osmanlı’nın Balkan felatiyle içte ve dışta sarsılmış bulunan devlet prestijini kurtarıp güçlendrmiş, hükümetin iktidarda kalış sürelerini uzatmıştı.Anlaşma Devletleri’nin savaşın başından beri bekledikleri hükümet krizi olmamış ve kabine değişikliğine de gidilmemiştir.

  2. Türk ulusunun tarihini süsleyen çok sayıdaki zaferlerine, Çanakkale’de, bütün dünyanın gözü önünde bir yenisini daha ekleyerek elde ettiği parlak zafer, onun eski güç ve dinamıiznıini koruduğunu, çöküntü dönemini yaşayan ve can çekişen bir imparatorluk içinde hala kahraman bir ulusun varlığını, yeniden ortaya koymuştur. Bir başka deyişle Çanakkale’de ölmesini bilenler, Türk milletinin tarihten silinmeden yaşayacağını kanıtlamıştır.

  3. Çanakkale Zaferi, Batılıların Doğulu müttefiki Rusya’ya ulaşmasına olanak tanımamış, mahsur kalan koskoca Çarlık Rusyası içerden çökerek, Bolşevikliğin pençesine düşmüştür.

  4. Çanakkale’de Türk savunması aşılabilse ve Boğaz açılabilmiş olsaydı, savaş kısa sürede biter, Rus ihtilali patlak vermez, verse bile, İngiltere ve Fransa’nın işe karışmasıyla bu ihtilal daha başlangıçta boğulabilirdi. Böylece müttefikleriyle birlikte zaferi paylaşmakta gecikmeyecek olan Ruslar, Çarlarının taksim planı gereği kendilerine daha işin başında söz verilen Boğazlar ve İstanbul’u işgal etmiş ve Deli Petro’dan beri izledikleri, “Açık denizlere ulaşma” politikalarını gerçekleştirmiş olurlardı.

  5. Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale’deki başarısızlıkları henüz savaşa katılmamış olan Balkan Devletleri’nin tutumlarını da farklı yönlerde etkilemiştir.Bulgaristan, Merkez Devletl’eri’nin yanında yer alırken, Romanya, Yunanistan ve Italya’nın daha bir süre savaş dışında kalmalarını sağladığı gibi, Arap ayaklanmasını bir yıla yakın bir süre geciktirmiştir.

  6. Çanakkale Muharebeleri, Ingiltere’nin savaşın başından beri Japonya’dan yapmakta olduğu yardım talebini artırmasını istemesine rağmen, Japonya’nın bu istekleri çeşitli bahanelerle kabul etmemesine yol açmıştır.

  7. Birleşik Filo’nun ağır yenilgiye uğrayıp Boğaz’ı geçemeyişi, İngiltere ve Fransa’nın, siyasi ve askeri prestijini bir hayli sarsmış, özellikle Ingiltere’nin denizlerdeki tarıtışılmaz üsıtünlüğü imajını ortadan kaldırmıştı. Bu durum, adı geçen devletlerin sömürgelerinde bağımsızlık ve özgürlük akımlarının doğuşuna ve dolayısıyla dünya siyasi haritasını değiştiren bazı gelişmelere yol açmıştır.

  8. Keza Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi Ingiliz dominyonu deniz aşırı ülke askerlerinin, sırf Ingiliz çıkarları uğruna Çanakkale’de Türklere karsı muharebeye zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını yitirirken, kafalarında yer alan bir takım sorular (niçin ve kimin için döğüştükleri gibi), cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların zamanla açıklanmasında anlaşılmaktaydı. Bu da, onlarda gitgide ulusal blincin kıvılcımlarını oluşturmakta gecikmedi.

    Nitekim, 9 Eylül 1922’de Yunanlılar lzmir’de denize döküldükten sonra, muzaffer Türk ordularının Boğazlar bölgesine yönelip yaklaşmaları üzerine, Churchill’in dominyonlardan yeniden yardım istediği, Avusturalya başbakanının, “Tek bir askerin hayatına tehlikeye koymayacağını ve savaşa karar verilirse, dominyondan iş birliği istenmemesi gerektiğini” belirten anlamlı bir yanıtıyla karşılaşmıştı.

  9. Çanakkale Muharebelerinin diğer ilginç bir yanı da, iki hasım ordunun döğüşken askerleri arasında yakınlaşmanın getirdiği dostluğun, zamanla artmış olmasıdır. Gerçekten Anzak asker ve komutanları, Çanakkale’de yiğitçe döğüşen Türklerin hem asker, hem de insancıl yönlerini yakından izleyerek, onların kendilerine tanıtıldığı gibi barbar bir ulusun çocukları olmadığını görüp anlamak fırsatını bulmuşlardı.İşte bu durum, ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri de olumlu yönde etkilemiş ve savaş sonrasında, Asvusturalya ve Yeni Zelanda ile anlamlı dostlukların oluşmasının başlıca nedeni olmuştur.

  10. Çanakkale Muharebelerinin bir başka ilginç tarafı da Orta Doğu’da bu günkü İsrail Devleti’nin kurulmasında etken bir rol almış olduğudur. Nitekim, Siyonist liderlerinden Vladimir Eugeueniç, Gelibolu’daki “Gönüllü Yahudi Birliğinin Hikayesi” adlı eserinde, konuyu açıkça şöyle dile getirmektedir “Gelibolu’ya yolladığımz 600 kadar gönüllü Yahudi askerlerinin savaşlar sırasında gösterdiği üstün çaba ve başarı, davamızın dünyaya tanıtılması ve dikkate alınması bakımından çok yararlı olmuştur.” Gerçekben Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermemişken, 2 Kasım 1917’de benimsenen “Balfour Bildirisi”, bu günkü İsrail’in kurulmsında etken olması açısından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir.

  11. Çanakkale Zaferi’nin daha ilginç ve anlamlı bir sonucu da, doğunun büyük bir imparatorluğunu oluşturan koskoca Çarlık Rusyası’nın yıkılmasıyla kalmamış, ülkesinde güneş batmayan Batılı büyük devlet olan Büyük Britanya Imparatorluğu’nda da ilk yarayı açmaya yetmiş olmasıydı. Böylece emperyalizm tam çökmüş olmasa bile, bir hayli sarsılmıştır.

          Swiftsure Savaş Gemisi Seddülbahir'de

ASKERİ SONUÇLAR

.

.  
  1. Genellikle 18 Mart 1915’te geçen Boğaz Muharebesi’nde kazanılan zaferle, Birleşik Filo (İngiliz-Fransız donanmaları) nun Marmara’ya girerek, İmparatorluğun başkenti İstanbul’u bir ay içinde ele geçirme planları suya düşürülmüş, böylece hükümet çevrelerinde beliren ve halka yansıyan İstanbul’u kaybetme korkusu ortadan kalkmıştır.

  2. Boğaz’da elde edilen bu ilk zafer, çok geçmeden Gelibolu Yarımadası’na yöneltilen çıkarmalarla başlatılarak, dünyanın en güçlü zırhlılarınca sürdürülen cehennemi bombardımanlar altında Türk askeri, yılmadan aylarca süren mevzi muharebelerinde yüksek bir moral ve doruğa ulaşan bir mücadele azmi örneği vermiş ve sonunda düşmanlarını yarımadayı terk etmek zorunda bırakmıştır.

  3. Böylece karada kazanılmış bulunan bu ikinci ve nihai zaferle de, Türk ordusunun Balkan Savaşı’nda zedelenen ve hatta yok olmaya yüz tutan prestiji kurtarılmıştır.

  4. Deniz ve kara. harekatıyla bir bütün olarak gerçekleştirilip tüm anlamı ve çarpıcılığıyla Türk Harp Tarihi’nde yerini alan Çanakkale Muharebeleri, Mustafa Kemal (Atatürk) gibi bir dahiyi yaratmış, Birinci Dünya Harbi’nin bitiminden hemen sonra başlayacak Milli Mücadele’nin bu eşsiz liderini Türk ulusuna kazandırmıştır.

  5. Çanakkale Zaferi, Anlaşma Devletleri’nin Osmanlı Devleti’ni ilk ağızda savaş dışı bırakarak, Almanya’nın güneydoğudan kuşatılmasını amaçlayan stratejisini boşa çıkarmış, böylece savaşın en az iki yıl daha uzamasına neden olmuştur.

  6. Çanakkale Boğazı’nın kapatılıp Rusya’ya geçit verilmemesi, onu müttefliklerinin silah ve malzeme yardımından yoksun etmekle kalmamış, yarım milyonu aşkın İngiliz ve Fransız askerini üzerine çekmekle bu kuvveti, Alman cephesinden uzak tutmuş ve Almanya’nın Doğu Cephesi’ndeki Harekatnı kolaylaştırmıştır.

  7. Çanakkale Muharebelerinin diğer bir anlam ve önemi de, çöküntü donemini yaşamakta olan İmparatorluğun, dünya kamu oyunda yarattığı kötü imajın sonucu olarak, Türkün iyice tükendiği sanılan gücünün henüz tükenmemiş, koşullar nedenli ağır olursa olsun iyi sevk ve idare edilirse, tüm zorlukları yenebilecek güç ve inanca sahip olduğunu bu muharebelerde kanıtlamış olmasıdır.Bir başka deyişle düşman devletler, her nedense Osmanlı Devleti’ nın çöküşü olayıyla, onun asıl unsurunu oluşturan Türk ulusunun ceddinden miras olan savaş azim ve ruhuyla ,inanç gücünün birbirinden farklı şeyler olduğunu, bu muharebelerde çok daha iyi anlayabilmişlerdir.

  8. Çanakkale Muharebeleri, Türk askerinin, dünyanın en güçlü zırhlıları ve en modern harp silah, araç gereç ve bol cephanesiyle donatılmış deniz ve kara ordularına karşı sergilediği başka ulusların askerleriyle kıyas götürmez direnç ,azim ve ruhu, Türk İstiklal Savaşımızın Kuvayı Milliye ruhuyla eş değer bir anlam taşıması açısından da ayrıca tarihsel bir değere sahiptir.

  9. Gerçekten Boğaz Muharebesi’nde Birleşik Filo’nun kendisi için tehlikeler yaratan yalnız Dardanos Bataryası’nın yok edilmesi için kullandığı 400’ü aşan topçu mermisine karşın, sadece iki subayımızın şehit oluşu dışında, bataryaya ağır bir hasar verdirilememiştir. Halbuki Boğaz’daki obüs bataryalarımızın tek bir yaylım ateşi sırasında, Irresistable gemisinde 138 personelin yaşamını yitirdiği, İngiliz tebliğlerinde açıkça belirtilmiştir.

  10. Çanakkale’de Türk askerleri, bol cephaneye dayanan, yoğun donanma ateşleri altında Türk’e özgü, sabır ve serin kanlılıkla görevinin başında kaya gibi dimdik ayakta kalmasını bilmiştir .Öte yandan bu dev armadalar, ateş etmesinden bile kuşkuya düşülen eski birtakım demode toplarla alay edercesine savaşıyor karadaki Türk topçusu, ona sadece 1900 mermi atabilirken, onlar tek bir bataryamıza (Dardanos”a) 4000 mermi kullanıyordu. Ne var ki, bu mermi yağmurundan karada hasar gören dört Türk topuna karşı, sadece batan düşman gemilerinin üstünde 44 topunun birden Boğaz sularına gömüldüğü görülüyordu.

  11. Aynı Birleşik Filo’n’un, 18 Mart Boğaz Muharebesi’nde, 18 savaş gemisinden 7’si savaş dışında kalırken, Çanakkale Müstahkem Mevkii, savaş gücünü olduğu gibi koruyabiliyordu. Keza Filonun mayın arama ve tarayıcıları, 11 mayın hattı üzerinde döşenmiş mayınlardan sadece üç adedini etkisiz hale getirebilmişti

  12. Türk tabyalarında hasar gören toplardan çoğu, onarılıp kısa sürede ateşe hazır duruma sokuluyor, 3. bölgedeki (Boğaz’ın Marmara ile birleştiği kesim) tabya da, sapasağlam duruyordu. İşte bu durum karşısında Boğaz’ı geçemeden geri çekilen Birleşik Filo, Çanakkale’nin aşılamayan çetin savunması karşısında pes edip, yalnız denizden yapılacak zorlamalarla başarıya ulaşılamayacağı gerçeğini kabul etmek zorunda kalmıştır.

  13. Dünyanın en büyük deniz gücüne sahip İngiltere’nin görkemli filosunun, Boğaz Muharebesi’nde düştüğü aczi, yarınların Çanakkale savunucuları hiç bir zaman hatırından çıkarmamalıdır. Çünkü, bu ve buna benzer saldırılar, geçmişte olduğu gibi gelecekte de yinelenebilir.Ne varki 18 Martı unutarak böyle bir saldırıyı ileride de göze alabilecek düşmanlar, karşılarında dünyanın yeniliklerine gözlerini kapamış bir Osmanlı Devleti yerine, bu kez XX. yüzyılın en son bilim ve teknolojisine dayanan en modern silahlarla donatılmış bulunan Cumhuriyet Silahlı Kuvvetleri’ni bulacaktır.

  14. Çanakkale Cephesi deniz ve kara harekatıyla birlikte mütalaa edildiğinde görülür ki, bu cephede geçen muharebeler, hasım kuvvet olarak katılmış olan Ingiltere ve Fransa’nm, bir yıl boyunca Gelibolu Yarımadası’nda yarım milyondan fazla büyük bir kuvveti tutmak zorunda kalmaları ve bunun % 50’sini kaybetmiş bulunmaları, haliyle diğer cephelere kuvvet ayırabilme açısından savaşın genel seyrini etkilemiştir.Keza Türklerin de bu cepheye ayırdığı 300.000’den fazla askerden verdiği zayiatın, 211.000’e ulaşmış olması diğer cephelerdekinden kıyaslanamayacak bir fazlalık göstermektedir.Bunun insan gücü açısından yarattığı boşluk, yalnız Birinci Dünya Harbi sırasında değil, onu izleyen Türk İstiklal Harbi boyunca da hiss

.
Swiftsure Savaş Gemisi Seddülbahir'de
Swiftsure Savaş Gemisi Seddülbahir'de
.
İngiliz Queen Elizabet Zırhlısı.
İngiliz Queen Elizabet Zırhlısı.
.
Savaşta batırılan İngiliz zırhlısı Irresistable.
Savaşta batırılan İngiliz zırhlısı Irresistable.
 

 

                          18 Mart Deniz Hârekatında batırılan HMS Ocean

18 Mart Deniz Hârekatında batırılan HMS Ocean

Şehitlik ve Mezarlıklar
www.turksultans.com/sultans.alintidir
 
 
 
Türk Sultanları
Sultan Saltanat Tarihi
.: TUĞRUL BEY 1040-1063
.: Alp Arslan 1063-1072
.: Melikşah 1072-1092
.: BİRİNCİ KILIÇ ARSLAN 1092 - 1107
.: OSMAN GAZİ 1299-1326
.: ORHAN GAZİ 1326-1360
.: MURAD-I HÜDAVENDİGAR 1360-1389
.: YILDIRIM BAYEZİD HAN 1389-1402
.: MEHMED HAN -I
(ÇELEBİ SULTAN MEHMED)
1413-1421
.: MURAD HAN- II 1421-1451
.: FATİH SULTAN MEHMED 1451 - 1481
.: BAYEZİD -II 1481 - 1512
.: YAVUZ SULTAN SELİM 1512-1520
.: KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN 1520-1566
.: SELİM HAN-II 1566-1574
.: MURAD HAN- III 1574-1595
.: MEHMED HAN -III 1595-1603
.: AHMED HAN -I 1603-1617
.: MUSTAFA HAN -I 1617-1618 (Birinci defa)
1622-1623(İkinci defa)
.: GENÇ OSMAN - II 1618-1622
Saltanat Tarihi Sultan
1623 - 1640 MURAD HAN -IV
1640-1648 İBRAHİM HAN
1648-1687 MEHMED HAN -IV
1687-1691 SÜLEYMAN HAN-II
1691-1695 AHMED HAN-II
1695-1703 MUSTAFA HAN-II
1703-1730 AHMED HAN-III
1730-1754 MAHMUD HAN-I
1754 - 1757 OSMAN HAN -III
1757-1774 MUSTAFA HAN-III
1774-1789 ABDÜLHAMİD-I
1789- 1807 SELİM HAN -III
1807-1808 MUSTAFA HAN-IV
1808-1839 MAHMUD HAN-II
1839-1861 ABDÜLMECİD HAN
1861-1876 Abdülaziz Han
30 Mayıs-31 Ağustos 1876 MURAD HAN-V
1876-1908 ABDÜLHAMİD HAN-II
1909-1918 MEHMED REŞAT HAN
1918-1922 VAHİDEDDİN HAN

Editör'ün Notu

Sultan isimleri tarih sıralam

 

 

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

BİLADÜŞ-ŞAM SURİYE VE ŞAH-I HAZNE

ALPEREN GÜRBÜZER


Suriye coğrafyası çok gün görmüş, çeşitli medeniyetlere beşiklik etmiş ve uzun tarihi süreç içerisinde birçok milletler tarafından idare edilmiş bir ülke. Bağdat, Halep,İstanbul, Mekke, Medine, Semarkand ve Şam İslam Alemi hatta Tüm dünya için önemli merkezlerdir. Çünkü dünyaya ışık buralardan yayılmıştır. Şam da bunlardan birisi.
Suriye topraklarına ilk bulaşan kan Kasiyum dağında Habil ile Kabil kavgasında görürüz. Kabil ilk kardeş cinayetini işleyerek günümüze kadar uzanan tükenmek bilmeyen akan kanların öncülüğünü yapmıştır bu topraklarda. Suriye çok el değiştirdi, enson Hz. Ömer devrinde İslam topraklarına dahil olmuştur. Bu arada Saad bin Vakkas’ı anmaktan geçemiyeceğiz. Bu Yüce Sahabe, Uhut, Hendek ve bütün gazalarda bulundu. Uhud’da Rasulullah (a.s.v)’a siper oldu. Peygamberimiz bu durumda;’ Anam , babam sana feda olsun Ya Sad, durma at oklarını..’’ sözlerle taltif etti.. Hz. Ömer devrinde İran ordusunun başbuğu, Kadisiye zaferinin kahramanı, Kisra ülkelerinin Fatihi.. Önce Irak fethi ile başlar, önlerinde 40 fille gelen seksenbinlik orduyu ezdi,ardından Kadisiye de toplanan Fars Ordusuna yüklendi, daha sonra Median ve son nokta Kisra Sarayına girdi.. Saad Kisranın kızını Hz. Ömer’e gönderdi, Hz. Ömer’de Hz. Hüseyin’e layık gördü ve bu evlilikten nur neslinin devamını yürütecek Zeynel Abidin dünyaya geldi. Şam 8.yüzyılda Emevilerin başkenti olmuş, sonraları Eyyubiler’ce idare edilmiş ve daha sonra da Memluklular hakimiyetini sürdürmüş. Memluklular Hicaz-su yollarına sahip olmalarıyla onları müslümanlar nezdinde en itibarlı konumuna getiriyordu. Bu toprakların ticari yollar üzerinde olması dikkatleri üzerinde topluyordu. Yavuz bu coğrafyanın önemini bildiği için, Mercidabık seferiyle bir zamanlar Lübnan, Filistin ve Ürdün topraklarının içinde bulunduğu Biladüş-Şam diye adlandırılan parçası olan Suriye’nin, Osmanlıların eline geçer. Aynı zamanda Memluklular ile Osmanlı arasında cerayan eden Hicaz-Su yolu çekişmesi de sona ererek Osmanlı’nın İslam Dünyasında üst konuma geldiği gibi müslümanların Osmanlıkanatlarının altında korunmaları sağlanmış oldu. Bir ara Mısır’da Kavalalı Mehmed Ali Paşa Osmanlı’ya karşı baş kaldırarak Suriye elimizden çıkar gibi olduysa da tekrardan yine Osmanlı’ya bağlandı. Gerileme ve yıkılış sürecine giren Osmanlı’nın hasta yatağa düşmesiyle parçalanmayı beraberinde getirdi ve böylece Ortadoğu’nun kalbi hükmündeki Suriye’yi batılıların insafına terk edildiğine şahit oluyoruz.
Suriye’yi önemli kılan petrolü olmamasına rağmen petrol bölgesinin ortasında olmasıdır. Fransızların yaklaşık 25yıl işgal altında tuttuğu Suriye ancak 1946’da bağımsızlığını elde edebilmiştir. Osmanlının yıkılışından sonra gün yüzü görmeyen Suriye hala toparlanmış sayılmaz. Çünkü Ortadoğu da akan kanın sebebi petrol gösterilse de asıl mesele İsrail’in güven içinde bu topraklarda hayatını idame ettirilmesine yönelik arzudan kaynaklanır. O açıdan Suriye bir şekilde halledilmeli ki İsrail rahat olabilsin. Ama nasıl? Irak’a benzer bir operasyonla değil, kansız postmodern usullerle işgal edilmek isteniyor. Irak tecrübesinden sonra sıcak bir işgal olayı zor gözüküyor.
1967’de İsrail-Arap savaşında zaferle çıkan İsrail Golan tepelerini işgal ederek Ortadoğuda yerleşip çıban konumuna geldi. Bu yenilginin ardında Suriye yönetiminde çatırdamalara yol açtı ve akabinde iç iktidar rekabetinde Baas Partisinin birinci çıkmasıyla Hafiz Esad darbe yaparak 1970’de yönetime el koydu. Hafız Esad bundan sonraki yıllarda Müslümanların zaman zaman ayaklanmalarını sert askeri tedbirlerle önüne geçerek iktidarını anti demokratik yollarla sürdürdü. Hafız Esad içerde kendi halkına böyle yaparken dışarıda İsrail’den gelecek tehlikelere karşı da Hamas ve İslamı Cihad örgütlerine destek vererek hin bir politika iziliyordu. Amerika Bağdat’a girdikten sonra gözüne Suriye’yi kestirmesi, ilgilenmesi ve bu yönde Suriye’nin tehdit oluşturduğuna dair kamuoyu oluşturmaya çalışması yeniden Ortadoğunun karışacağının işaretlerini veriyor.
Hafız Esad’ın ölümüyle yerine geçen oğlu Beşar Esad’ın babasının izlediği yolun aksine ılımlı politikaları ile başta Türkiye olmak üzere birçok ülke ile gerginliklere son verdi. Fakat ılımlı siyasetini görmezden gelen ABD’nin Basra Körfezi ile Doğu Akdeniz arasındaki bölgeyi İsrail’in güvenliği adına tutmak niyeti Suriye’yi çatışmanın içine çekmek istediğini gözlemliyoruz. Eğer orda demokratikleşmek yada terörü temizlemek diye birderdi varsa zaten Beşar esad iş başına geçer geçmez bu anlamda ciddi olarak adımlar atıyor, takdir alması gerekirken suçlu pozisyona itilmek istenmesi anlaşılır gibi değil. ABD BİR ANLAMDA İŞGAL SENARYOSU PEŞİNDE. Nitekim Lübnan eski başbakanı Refik Hariri, 2005’te Beyrut’ta bombalı suikasta kurban gitmesi senaryonun parçası. Lübnanda Şam karşıtı gösterilerinin ardından Suriye’nin 29 yıldır askeri varlığını bir süreliğine de olsa askıya alması düşündürücü. Bu suikast dünya gündeminde adeta bomba etkisi yaptı. Hariri dosyasında suçlu olarak Suriye parmağı arandı. Oysa bu yönde en ufak bir delil yok. Buna rağmen Suriye’yi Lübnandan çıkardılar. Büyük Ortadoğu Projenin gereği bir yandan Hamas ve Hizbullahı silahsızlandırarak adım adım hedefe varmak isteniliyor. Türkiye bu noktada Şam’n reform yolunda attığı adımların görmezden gelinemeyeceğini diplomatik yollarla anlatarak tansiyonu düşürmeye yönelik hamleleri takdire değer adımlar. Üstelik ABD’nin sıcak bakmamasına rağmen Türkiye bu adımı atmaktan çekinmedi. Hariri dosyası ile ilgili görüşmelerde Türkiye’nin Gaziantepi önermesini Şam kabul etti, fakat ABD red edince olayla ilgili kişilerin BM Savcısı tarafından Viyana da sorgulunmasına karar verildi. Suriye yanlısı olarak takdim edilen dört üst rütbeli Lübnanlı Generalin daha önceden tutuklanması gerginliği azaltsa da bu olayın burada bitmeyeceği anlaşılıyor. İsrarla Olayda Suriye parmağı arayışı olayın aydınlatılmasına gölge düşürüyor. Geçen zaman içinde Hariri suikastında Suriye’nin hiçbir suçu olmadığının anlaşılmasına rağmen bu konuda önyargılı olanlar Suriyeye bir özür borçlu olduğunu unutuyorlar.


Irak’ta yanlarında bulunan Fransa, Almanya gibi ülkelerin Suriye olayında yan çizmesi, Rusya ve Çin’in ciddi bir karşılık verme ihtimali ABD’nin işini zorlaştırıyor. Çünkü Fransa’nın Lübnan’da kendine göre planları ve çıkarları sözkonusu.. ABD bu yüzden ikna turlarında israr edecektir, hatta işgalden ziyade birtakım ekonomik müeyyidelerle Suriye halkını açlığın susuzluğun pençesine iterek birşekilde Suriye’yi kapana sıkıştırmayı düşünüyor. Suriye için galiba çıkış yolu öncelikle iç dengeleri ayarlamak , özellikle Sünni çoğunluğun gönlünü kazanmak olmalı. Bu gerçekleşirse ABD’nin planlarını sabote edecek yüzyılın en güçlü direniş dalgasının dalga dalga büyümesi denen olayla bölge halkının kurtuluşu sağlanabilir.
Suriye ile yorumlarımızı Şeyh Ahmedül Haznevi ile bağlayarak yüreklere su serpmeye çabalamakta fayda var. Şah-ı Hazne Suriyelidir. Bu büyük zat önceleri çok fakirdi fakat daha sonradan Suriyenin ordusunu bile doyurabilen mala sahip oldu.. Şahı Nakşibendi nisbetini bu coğrafyada yayan ve bu bu yolun feyzi bereketini topraklarımıza Şah-ı Haznen’nin elinden teslim alıp Türkiye coğrafyasına taşıyan Abdül Hekim El Hüseyni’dir. Gavs Hazretleri lakabı ile de anılan Abdül Hakim El Hüseyni Suriye’ye Şeyhini ziyarete gitmek için sınırda mayın tarlalarında tehlikeyi göze alarak gerçekleştirir. Şeyhine olan bağlılığı ve ölümüne teslimiyeti onu Gavslık makamına ulaştırmıştır. Eğer o amaneti Gavs Suriye gibi kaygan birzeminden Türkiyeye getirmemiş olsaydı Şah-ı Nakşibendi nisbetini tatmak isteyenlerin Türkiye dışına gitmek zorunda kalcaktı. Bu büyük nimeti Türkiye’ye hediye eden o büük zatın ruhu şad olsun.. Denilir ki; ahir zamanda Hz. İsa (a.s) gökten ineceği zaman Suriye’nin merkezi Şam’da ak minareye inecek ve Mehdi (a.r)’e yardım ederek kötülüğün kutbu olan Deccale karşı mücadele ederek zafer kazanıp, tüm dünyada adaleti tesis edecekler. Bilinmez ama belki de Ortadoğuda yaşadığımız olayların varacağı nokta burası olsa gerek. Fazla söze hacet yok, Allah elbet nurunu tamamlayacak bazı odaklar istemesede..
Yazan Alperen



MARDÝN'ÝN TARÝHÝ

Mardin,Mimari,Etnografik,Arkeolojik,Tarihi ve görsel deðerleri île zamanýn durduðu izlenimini veren Güneydoðunun þiirsel kentlerinden biridir. Bölgede yapýlan kazýlarda MÖ.4500'den baþlayarak klasik anlamda yerleþim gören Mardin; Subari, Hurri, Sümer, Akad, Mitani,Hitit,Asur,Ýskit,Babil,Pers,Makkedonya,Abgar,Roma,Bizans,Arap,Selçuklu, Artuklu ve Osmanlý dönemine iliþkin bir çok yapýyý bünyesinde harmanlayabilmiþ önemli bir açýk hava müzesidir. Þehirde bilimsel kazý yapýlacak pek çok önemli alaný vardýr. Bunun sonucunda þehrin tarihinin daha iyi ortaya konulmasý imkaný yaratacaktýr.

Mardin'in ne zaman ve kimler tarafýndan kurulduðu kesin olarak bilinmiyorsa da kuruluþu eski yakýn doðu tarihine göre Subariler zamanýna kadar dayanmaktadýr. Alman Arkeologu Baron Marva Oppenheim'in 1911-1929 yýllarý arasýnda yaptýðý kazýlardan elde edilen sonuçlara göre: Subariler'in Mezopotamya da (MÖ.4500- 3500) yaþadýklarýný bu tespite sebep olarak da Sümer ve Babil katlarý arasýnda bulduklarý kiremitleri göstermiþtir. Gýrnavaz örenyerinde 1932 yýlýnda baþlayýp 1991 yilina kadar sürdürülen Arkeolojik kazý ve araþtýrmalar sonucunda Gýrnavaz'ýn MÖ.4000'den M.Ö 7. yüzyýla kadar sürekli olarak yerleþme alaný olduðu anlaþýlmaktadýr.MÖ.4000 sonlarýna tarihlenen Geç Uruk Devri, Gýrnavaz kalýntýlarýnýn en alt kültür tabakasýný oluþturmaktadýr.Bu Kültür tabakasýnýn üzerinde yer alan Er Hanedanlar Devri Mimari tabakalarý daha çok ölü gömme adetleri açýsýndan araþtýrýlmýþ ve deðerlendirilmiþtir. Tespit edilen mezarlara göre ölüler bu devirde eski Mezopotamya geleneklerine göre açýlan çukurlara dizler karýnlarýna çekik olarak yatýrýlmakta daha sonra yakýlan hafif ateþle manevi temizlik saðlanarak dünyevi iliþkiler kesilip çukurlar kapatýlmaktadýr.Mezar içinde þahsi eþya olarak metal silahlar, Metal süs eþyalarý ve mühürler kült ve seramik kap örnekleri çok sayýda tespit edilmiþtir.

Sümer Kralý Lugarzergiz MÖ.2850 yýlýnda Akdeniz'e kadar uzandýðý seferinde Mardin'i hükmü altýna almýþtýr. Þehircilik,sulama ve tarým alanýnda ileri bir seviyeye ulaþan Sümerler, geniþ fetihler sonucu güçlerini kaybedince 30 yýl sonra Mardin'i Akadlar'a býrakmýþlardýr (MÖ.2820). Akadlar,MÖ.2500 yýllarýnda Sümerler'le anlaþarak Akad-Sümer Devletini kurmuþlardýr. Prof..Dr Ekrem Memiþ'in "Eski Çað Türkiye Tarihi" adlý kitabýnda: "Mezopotamya'da büyük imparatorluk vücuda getiren Sami Kökenli Akadlar'ýn vesikalarýndan anlaþýldýðýna göre,MÖ.3000 sonlarýnda Mardin Merkez olmak üzere Güneydoðu Anadolu bölgesi ile Kuzey Mezopotamya'daki Musul ve Kerkük dolaylarýnda Hurriler adý ile anýlan bir kavim oturuyordu" diye yazar. Mardin,MÖ.2230'lu yýllarda Elam þehri oldu. Amuri ailesinin altýncý ferdi olan Hamurabi, Sümer topraklarýnýý Babil'in idaresi altýna alýnca bu kez de Babil Devleti'ni kurmuþ, ardýndan Yukarý Mezopotamya'ya saldýrýnca Mardin'i istila ederek topraklarýna katmýþtýr.(MÖ.2200-1925).

MÖ. 1925 yýllarýnda Mardin'i iþgal eden Hititler bir výl sonra þehri terketmiþlerdir. Ýran dolaylarýndan gelen Ari Irkýndan Midiller, Mardin ve çevresini ele geçirmiþtir. 500 yýl hüküm süren Midiller bilinmeyen bir sebepten Mýsýr'lýlara vergiye baðlanmýþlar ve bir Midil prensesini de Mýsýr Firavunu île evlendirmiþlerdir. MÖ. 1367 yýlýnda Midiller arasýnda iç savaþ çýkmýþ, bunu fýrsat bilen Asur Kralý Asuri Balit Mardin ve çevresini topraklarýna katmýþtýr. MÖ. 1190'da Anadolu'dan gelen bazý Ari ýrk kavimleri Mardin'i almýþlardýr. 60 yýl sonra I.Týplalpalasýr, Sincar, Nusaybin ve Mardin'den geçerek 20 bin Maþiki kuvvetinin Koruduðu Kemecin'e' saldýrýp onlarý yendikten sonra Mardin ve çevresini tekrar ele geçirmiþtir. MÖ.1060'da I.Asurnasýrbal zamanýnda Hititler birleþerek Gýlganuþ yakýnlarýnda Asurlular'ý yenmiþlerdir.Asurlularýn tekrardan kuvvetlenmeleri üzerine, Mardin Asur hakimiyetine girmiþtir.MÖ.800 yýlýna kadar Asurlularýn elinde kalan Mardin daha sonra Urartu Krallýðý egemenliðine geçmiþtir.Urartu Kralý Mimes zamanýnda Mardin 50 yýl Urartu idaresinde kalmýþtýr.

MÖ.612 yýlýna kadar Sityaniler,MÖ.618 yýlýnda ise Ýran'dan gelen Midiler buralarý ele geçirmiþtir. MÖ.335 yýllarmda Büyük Ýskender Mýsýr'ý aldýktan sonra Mezopotamya'ya gelerek Ýran'a gitmek için Mardin'den geçer. Buralarý da istila eden Ýskender'in MÖ.323 yýlýnýn 28 Mayýs'ýnda Babil'de ölümünden sonra komutanlarý arasýnda devlet pay edilir ve Mardin doðu bölümünde kaldýðý için Nikanýr denilen General Slevkos'un payýna düþer. (MÖ.311) MÖ. 131'de Mardin ve çevresi Urfa Krallýðý (Abgarlar) topraklarýna katýldý. MS.249'da Roma Hükümdarý Filibos saltanatýnýn 5.yýlýnda bir isyan baþlatýp IX. Abgar'ý memleketten kovmuþtur. Þehrin Valiliðine de Hapsioðlu Uralyonos tayin edilmiþtir..Bu arada Mardin'de Urfa'ya baðlý olduðu için Roma egemenliðine girmiþtir. MS.250 yýlýnda Dakiyos, Pers ülkesini zaptetmiþtir.Bu sýrada tahribat gören Nusaybin'i onarmýþtýr. 330 yýlýnda ateþe ve güneþe tapan Þad Buhari isminde bir kral Mardin Kalesinde rahatsýzlýðý nedeniyle kalýr. Kalede kaldýðý süre içerisinde iyi olunca kendisine kasýr yaptýrýp 12 yýl boyunca burada yaþar. Daha sonra Kral, memleketi Pers'ten birçok asker ve sivil getirip onlarý Mardin'e yerleþtirir.442 yýlýna kadar getirilen insanlar vasýtasýyla þehirde birçok geliþme olur. 442 yýlýnda halký kasýp kavuran amansýz bir veba salgýný þehri yaþanmaz hale getirir. Yaklaþýk 100 sene sonra Ursiyanos adlý Romalý bir; kumandan büyük bir ekiple Mardin'i 47 yýlda inþa etmeyi baþarýr ve halkýn tekrar buraya gelmesini saðlar. Bu süre içinde Persler'in ünlü merkezleri olan Dara yeniden inþa edilmiþtir. Mardin'e Bizanslar 640 yýlýnda Hz-Ömer'in kumandanlarýndan Ýlyas Bin Ganem'in iþgaline kadar varlýklarýný devam ettirmiþlerdir. Mardin ve çevresi, 692'de Emeviler'in, 824'te Halife Memnun zamanýnda Abbasilerin hakimiyetine girmiþtir.Bu dönemde islamiyet hýzla yayýlmýþtýr. 885-978 yýllarý arasýnda buralarda hüküm süren Hamdaniler'in kaleyi kesin olarak zaýptediþleri 895 yýlýna rastlar. Doðal olan kalenin bazý yerlerine surlar yaptýrarak bazý yerlerini de onararak günümüze kadar dimdik kalmasýný saðladýlar. 990 yýlýnda ancak Musul'da tutunabilen Hamdaniler'in topraklarýný birer birer ele geçiren Mervaniler, Mardin'i zapt ederler. Mardin ve çevresinde çarþýlar, camiler yaparak onarýmlarla ipek yolu üzerinde bulunan bu önemli þehri ticari açýdan canlandýrýrlar.. Alparslan'ýn Malazgirt zaferinden sonra Türkler'in Anadolu'ya ulaþan akýnlarý neticesinde gittikçe zayýflayaný Mervaniler Devleti Nusaybin'de 1089'da Selçuklular'a yenilerek onlarýn hakimiyeti altýna girer. Artuklular'dan Ýl Gazi Bey Mardin'i l105'te ele geçirerek devletin baþkenti yapar.Halep'i aldýðý gibi Haçlýlara karþý giriþtiði mücadeleler dolayýsýyla Ýl Gazi Bey büyük ün kazanýr. Antakya Haçlý Prensi Roger'i yenerek Silvan'ý ele geçirir, Ýl Gazi' nin ölümünden sonra oðullarý ve yeðenleri devletin basýna geçerek Diyarbakýr, Harput Kalesi ve civarýna hakim olup, Haçlýlarý, Franklarý, Urfa Kontu'nu, Bilecik Haçlý Senyör'ünü ve Kudüs Kralý Bodven'i yenerek büyük baþarý kazanýrlar. Böylece Artuklular bölgede büyük devlet kurarlar. Bu devletin 304 yýllýk egemenliði sürecinde çok sayýda tarihi camii, Medrese, hamam ve kervansaray yapýlmýþ, birçok cami, medrese ve manastýr onarýlmýþtýr.

Timur, Artuklular döneminde 1393'te Mardin Kalesini kuþatýp iþgal etmeye çalýþsa da baþarýlý olamaz. Timur 1395 yýlýnýn Ramazan ayýnda Mardin'i almak için yeni bir kuþatma hazýrlýklarýna Kýzýltepe'de otaðý kurarak baþlar. Mardin halký kaleye sýðýnarak Timur'un þiddetli hücumlarýna karþý koymak suretiyle o zamanýn en büyük ordusu ve hükümdarlarýný baþarýsýzlýða uðratmýþtýr. Artuklular halkýn bu baþarýsýndan dolayý Mardin'i onarma faaliyetine giriþirler.15.yüzyýlda güçlenen Karakoyunlular'ýn bu devleti ortadan kaldýrmak için Mardin'i 2 ikili kuþatmasý bu giriþimleri aksatýr. 1409'da halk bu kuþatmaya daha fazla dayanamayarak yapýlan anlaþma gereði þehrin kalesini Karakoyunlulara teslim eder. Mardin Karakoyunlular'ýn egemenliðinde 61 yýl kalýr. Bu süreç içerisinde aþiretler ayaklanarak Karakoyunlularýn rejimine karþý koyarlar ve devleti zaman zaman ele geçirirler. Karakoyunlularý 1462 yýlýnda yenen Akkoyunlular kalenin egemenliðini de ele geçirirler. Bu dönemde Mardin'e Paþa olarak gelen Kasým Bey, Timur'un yakýp yýktýðý þehri ve kaleyi onarmaya giriþir. Bu çalýþmasýnýn ve baþarýsýný taçlandýran bu güne kadar ihtiþamla ayakta durmayý baþaran ve tarihe meydan okuyan Kasýn Paþa Medresesini yaptýrýr. 16.yüzyýlýn baþýnda Akkovunlular'ý egemenliðine alan Þahý Ýsmail güçlü bir Þii devleti kurmayý baþarýr. Bu dönemde Anadolu'ya girip Þiiliði kabul etmeyenleri zalimce öldürmekten geri kalmaz. Bu durumu gören Mardin hakimi, þehri zulme ve yaðmaya karþý, halký korumak için kalenin anahtarýný kan dökmeden Þah Ýsmail'e teslim eder. . Mardin'in kesin olarak Osmanlýlar'ýn eline geçmesi Mýsýr seferini düzenleyen Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleþmiþtir. Diyarbakýr (Amid) Valisi Býyýklý Mehmet Paþa ve Kürt Bilgini Ýdris-i Bitlisi, Yavuz Sultan Selim'in emriyle 1516'da Mardin ve kalesini dokuz aydan fazla kuþatmýþ, çeþitli illerden gönderilen Osmanlý takviye kuvvetleri, Doðu Anadolu'dan gelen Kürt Beylerinin kuvvetleriyle birleþerek kaleye defalarca saldýrýlar düzenlemiþtir. Ancak halkýn kahramanca karþý koymasý iki tarafýnda zor günler geçirmesine neden olmuþtur. Kartal Yuvasýna yardým beklentisi boþa çýkýnca Býyýklý Mehmet Paþa ve Ýdris-i Bitlisi 7 Nisan l5l7"de Mýsýr'da bulunan Yavuz Sultan Selim'e kaleye girmiþ olduklarýnýn müjdesini vererek Osmanlý Devletinin ilk halifesini çok sevindirmiþlerdir. 1517 yýlýnda Mardin ve yöresi Osmanlý topraklarýna katýlmýþ, bir sancak durumunda Diyarbakýr Beylerbeyliðine baðlanmýþtýr. 1518''de Mardin Sancaðý: Merkez kazasý ile Savur ve Nusaybin nahiyelerinden oluþuyordu. Mardin, uzun müddet Diyarbakýr-Baðdat ve Musul'un Sancaðý durumunda kalmýþtýr. Mardin sancaðýnda halk: Göçebe ve yerleþik olarak iki bölüme ayrýlmaktaydý. Yerleþik halk inançlarý açýsýndan: Yahudiler, Hýristiyanlar (Ermeniler, Süryaniler ve Keldaniler),Müslüman


    Pesend-i şi'rini matlub eden Galip İstanbul'da
    Zemin-i kişver-i Bağdad u ya Mardin'den gelsin.

    Ş.Galip



              Fırat ve Dicle nehirleri arasında Mezopotamya denen bölgede, tarih boyunca halklar yerleşti. Birçok millet bu bölgeye geldi ve buradan göçüp gitti. Birbirlerine bulutlar gibi karıştı. Bilahare birbirlerinden ye­niden ayrıldı. Bu birleşme ve ayrılma uzun müddet sürdü. Mezopotamya gerçekten birçok milletin ve medeniyetin doğduğu, geliştiği ve birbirine karıştığı münbit bir alandır.

              Bir dağın tepesinde kurulmuş olan Mardin, Yukarı Mezopotamya'nın en eski şehirlerinden biridir. Harika bir doğa güzelliğine sahip, üzerine kurulduğu dağlardan aşağıya göz alabildiğine uzanan bağ ve bahçelerle bezenmiş, yemyeşil Mezopotamyaca sanki bekçilik etmektedir.

              "MÖ.8000 yıllarında 30 ve 40 Kuzey enlemleri arasında bulunan ve Anadolu'dan İran'a doğru uzanan 1500 km. lik bir alanda hem tahıl yetiştiriliyor hem de hayvan sürüleri besleniyordu. Bu alanda yapılan kazı çalışmaları sırasında çıkan kemiklerden anlaşıldığına göre koyun ve keçi sürülerinin beslenmekte olduğu anlaşılmaktadır." Tarımın başlangıcını, ilk çiftçileri ve çobanları anlatan kitapların ortak sentezi bu olduğuna göre; Mardin de sözü edilen enlemler arasında bulunması itibariyle M.Ö.8000 yıl öncesine kadar giden bir yerleşik geçmişe sahiptir diyebiliriz.

              Mardin, mimari, etnografik, arkeolojik, tarihi ve görsel değerleri ile zamanın durduğu izlenimini veren Gü­neydoğunun şiirsel kentlerinden biridir. M.Ö.4500'den başlayarak klasik anlamda yerleşim gören Mardin, Su-bari, Sümer, Akad, Babil, Mitaniler, Asur, Pers, Roma, Bizans, Araplar, Selçuklu, Artuklu, Osmanlı dönemine ilişkin bir çok yapıyı bünyesinde harmanlayabilmiş önemli bir açık hava müzesidir.

              Geçmişi tek karede dondurmayan, taş sokaklarında dolaşanlara geniş bir tarih yelpazesi sunan büyüleyici bir şehirdir.

    Mardin İsminin Kaynağı

              Mardin adı hakkında pek çeşitli söylenceler vardır; J.A.Dupre've J.Von Hammer, Marde kelimesinin Savaşçı bir kavim olan Mardelerle ilgili olduğunu. Mardelerin İran Hükümdarlarından Arşedir(226-241) tarafından buraya yerleştirildiklerini anlatır. Şehir ve kavim isimleri arasındaki benzerlik, Mazıdağı yöresinde oturan Yezidilerin Şeytana tapmaları, eski bir İran ananesinin devamı olarak şerre kötülüğe ibadet eden Marde Merin bu bölgeye yerleştirildiklerinin delilidir. C.Ritter her ne kadar bu ifadeyi naklederse de bu ifadeye şüpheli bakar.

              Çoğu kaynaklarda: Mardin"in gerçek adı"Merdin" diye geçer. Zira halkın çoğu da bugün böyle demektedir. Bu ad,"kaleler" anlamına gelir. Şehre bu adın verilmesinin nedeni de yakınında bir çok kalenin bulunmasıdır. Mardin kalesi olan, Kuşlar Yuvası, Kartal Kalesi veya Kartal Yuvası, Eskikale Köyünde bulunan Kal'at ül Mara Kalesi Deyrulzafaran Manastırının kuzey doğusundaki Arur Kalesi ve Erdemeşt Kalesi bu adın verilmesine etken olmuştur.

              VII. Yüzyılda İmparator Maoricius( 1582-602) devri tarihini yazan Theophilaktos Simokattes'da ve Tarihçi Procopius, aynı devir Coğrafyacısı Georgius Cyprius da; Ermenice kaynaklarda Merdin, Süryanice kaynaklarında Merdo, Merdi Marda ve Mardin okunuşlarında rastlanıldığı, Süryani imla farklarının bu kelimenin belirli, belirsiz ve çoğul şekillerindeki ayrılıklarından doğduğu ifade edilmektedir.

              Tarihte Mardin için birçok isim kullanılmıştır. Bunlar: Erdobe, Tidu, Merdin, Merdö, Merdi, Merda, Merde. Kartal Yuvası, Kuşlar Yuvası, Mardin...dir.

    Uygarlıklar Şehri Mardin'in Tarihteki Rolü

    Mardin'in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmiyorsa da, kuruluşu eski yakın doğu tarihine göre Subariler zamanına kadar dayanmaktadır.

              MÖ.4500 de Kuzey Mezopotamya'da Zagros Dağlarına kadar, batıda Habur ve Balih'e kadar uzanan bölgede Subariler adında kabileler yaşamakta idi. Subariler Mardin'e 80 km. uzaklığındaki Ceylanpınar ve Rasulayn'in hemen güneyinde Tel Halef denen siteyi kendilerine merkez yapıp tarihte ilk ülkeyi kurdukları biliniyor. Subariler, tarihçiler tarafından ön Asuriler olarak bilinmekte olup, ülkelerine Subarto denilmekteydi.

               Alman Arkeologu Baron Max Von Oppenheim'in 1911-1929 yılları arasında yaptığı kazılardan elde edilen sonuçlara göre: Subarilerin Mezopotamya'da(MÖ.4500-3500) yaşadıklarını bu tespite sebep olarak da Sümer ve Babil katla­rı arasında bulduğu kiremitleri göstermiştir.

              Gırnavaz Höyüğünde 1982 yılında başlayıp 1991 yılına kadar sürdürülen Arkeolojik kazı ve araştırmalar sonucunda Gırnavaz'ın MÖ.4000 den MÖ.7.yüzyıla kadar sürekli olarak yerleşme alanı olduğu anlaşılmaktadır. MÖ.4000 sonlarına tarihlenen Geç Uruk Devri, Gırnavaz kalıntılarının en alt kültür tabakasını oluşturmaktadır. Bu kültür tabakasının üzerinde yer alan Er Hanedanlar Devri MÖ.3000 yıllarına rastlar. Er Hanedanlar Devri mimari tabakaları daha çok ölü gömme adetleri açısından araştırılmış ve değerlendirilmiştir. Tespit edilen mezarlara göre ölüler bu devirde eski Mezopotamya geleneklerine göre uygun olarak açılan çukurlara dizler karınlarına çekik olarak yatırılmakta daha sonra yakılan hafif ateşle manevi temizlik sağlanarak dünyevi ilişkiler kesilmektedir. Ayrıca mezar içinde şahsi eşya olarak metal silahlar, metal süs eşyaları, yarı kıymetli taşlardan ve hayvan kemiklerinden yapılan süs eşyaları ve mühürler, kült ve seramik kap örnekleri çok sayıda tespit edilmiştir.

              Fırat Vadisinin doğusunda oturan bir kavim Sınar'ın güneydoğusunu istila edip, Ur şehrini kendilerine başkent yapmışlardır. Hükmettikleri bölgeye de Sümer denilmiştir. Sümer Kralı MÖ.2850 yılındaki Lugarzer-kiz Akdeniz'e kadar uzandığı seferinde Mardin'i hükmü altına almıştır.

               Şehircilik, sulama ve tarım alanında ileri bir seviyeye ulaşan Sümerler geniş fetihler sonucu güçlerini kaybedince 30 yıl sonra Mardin'i Akadlara bırakmışlardır. MÖ.2820.

              Akadlar, Sümerleri ilk defa Sargon(Şerkino) komutasındaki bir orduyla yenmişler ve Sümer Kralı Lugar-zerkiz'i esir edip Nigara'ya sürgün etmişlerdir. Fetihlerini Basra Körfezine kadar ulaştırmışlardır. Daha sonra Sargon'un oğlu Nıbamsın, Meluke ve Man'ı istila edip Suriye ve Filistin yoluyla Akdeniz'e ulaşıp Yunan adalarına çıkmıştır. Akadlar, MÖ. 2500 yıllarında Sümerlerle anlaşarak Akad- Sümer Devletini kurmuşlardır.

              Prof.Dr.Ekrem Memiş'in Eski Çağ Türkiye Tarihi adlı kitabında; "Mezopotamya'da büyük bir imparatorluk vücuda getiren Sami kökenli Akkadlar'ın vesikalarından anlaşıldığına göre, MÖ. 3000 yılın sonlarında Mardin merkez olmak üzere Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Kuzey Mezopotamya'daki Musul ve Kerkük dolaylarında Hurriler adıyla anılan bir kavim oturuyordu. Hurri dili üzerinde yapılan filolojik tetkikler, bu kavmin dilinin Asya kökenli dillerden olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca bu dilin MÖ.9-6 yüzyıllar arasında Doğu Anadolu'da güçlü bir devlet kuran Urartu kavminin diline benzediği, bir başka deyişle MÖ. 1000 yılında karşımıza çıkan Urartularla MÖ. 3000 yıl Akad metinlerinden tanıdığımız Hunilerin' akraba oldukları tespit edilmiştir.

              Demek oluyorki MÖ.3000 yıl Anadolu kavimlerinden biri de Güneydoğu Anadolu'da oturan daha sonraları Kuzey Mezopotamya ve Kuzey Suriye'ye kadar sirayet eden Hurrilerdi. Ancak, Doğu Anadolu Bölgesinde yapılan arkeolojik kazılar ve yüzey araştırmaları neticesinde ele geçirilen buluntulardan MÖ. 6000-5000 yılları arasında tarihlenen Neolotik Devir kültürü ile MÖ.3000 yılları arasında yerleştirilen Kalkolotik Devir Kültürünün Hurriler'e ait olduğu anlaşılmıştır. Hatta MÖ.3000 yıla tarihlenen Eski Tunç Çağı kültürü ile Kal­kolitik ve Neolotik Devir kültürleri arasında hiçbir kopukluğun olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca şu gerçekte ortaya çıkmıştır ki kesintisiz devam eden ve Hurriler'e ait olduğu kabul edilen bu kültür doğrusunu söylemek gerekirse kuzeyde Kafkasya'dan güneyde Kuzey Suriye'ye; batıdan Malatya-Elazığ Bölgesinde Urmiye Gölüne kadar uzanan geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.

              Sargon sülalesine, MÖ.2230 yıllarında kuzey ve kuzeydoğudan gelen Guttiler son verdiler. Uruk'lu Uta-Kegal, Guttileri ülkesinden sürdü ise de yardımcısı Ur-Nammu bir darbeyle yönetimden uzaklaştırmış ve III.Ur sülalesini kurmuştur. Ur-Nammu dört bölgenin kralı unvanını almayarak sadece Sümer-Akad unvanıyla yetindi. Onun yerine geçen Şulgi, Guttiler ve Hunilerle savaşarak topraklarını doğu ve kuzeydoğuya genişlettiler. Şulgi'den sonra yönetime geçen Şu-Sin batıdan gelen saldırıları karşıladı.

               Amuru'lara karşı zafer kazanan İbi-Sin kentin Elam-lar'ın eline geçmesine engel olamadı. Mardin artık Elam şehriydi. Güney İran'dan(Susa) gelen koyu renkli Elam'lı-lar daha sonra da Sami Irklı Amuru'lar Mezopotamya'ya gelip kendilerine Babil şehrini merkez yaptılar. Amuri ailesinin altıncı ferdi olan Hammurabi'nin ünü yaptığı yasalardan kaynaklanmaktadır. Sümer topraklarını Babil'in idaresi altına alınca bu kez de Babil Devleti kurulmuş oldu. Yukarı Mezopotamya'ya saldırınca Mardin'i de istila ederek topraklarına katmıştır. (MÖ.2200-1925)

               Hammurabi Babil ve Güney Babil MÖ. 1931-1910 yılları arasında hüküm süren İtibıl zamanına kadar yaşamıştır, îtibıl'ın hükümdarlığının altıncı yılında (MÖ. 1925) Mardin'i işgal eden Hititler, daha sonra Babil'i de topraklarına katmışlardır.

               Hititler, Mardin'i işgallerinden 1 yıl sonra terkedip, İran dolaylarından gelen Ari Irkından Midiller, Mardin ve çevresini ellerine geçirmişlerdir. 500 yıl hüküm süren Midiller, bilinmeyen bir sebepten Mısır'lılara vergiye bağlanmışlar ve bir Midil Prensesi Mısır Firavunu ile evlenmiştir. MÖ. 1367 yılında Midiller arasında iç savaş çıkın­ca bu fırsatı bilen Asur Kralı Asurobalit, Mardin ve çevresini topraklarına katmıştır.

               Asurobalit Mardin'i işgal edince Midiller, Hitit Kralı Şup-piluliuma'yı yardımlarına çağırdılar. Zira kral Luluilmiran'ı MÖ. 1354 yılında Emet'e(Diyarbakır'a) sefer yaparken, her ihtimale karşı şehrin korunması için Mardin'e asker bırakmıştır.

               MÖ. 1305 te Adadniran, Mardin'e hükmetmiş, MÖ. 1240 ta da I.Şalmanasır, Mardin ve havalisine hakim olmuştur. MÖ. 1190 da Anadolu'dan gelen bazı Ari ırk kavimleri Mardin'i almışlardır.

               60 yıl sonra I.Tıplatpalasır, Sıncar, Nusaybin ve Mar­din'den geçerek 20 bin kişilik Maşiki kuvvetinin koruduğu Kemecin'e saldırıp onları yendikten sonra Mardin ve çevresini tekrar ele geçirmiştir.

               MÖ. 1060 I.Asurnasırbal zamanında Hititler bir­leşerek Gılgamış yakınlarında Asur'ları yenmişler­dir. Asurlar tekrardan kuvvetlenmeleri üzerine yine Mardin, Asur hakimiyetine girmiştir. MÖ.890 yılın­da II.Tıplatninip Dicle'nin kaynağına kadar ulaşıp I.Lıglatnasırın Kitabesinin yanına kendi Kitabesini dikmiştir. MÖ.883 te Tıplatninip Mardin'e gelerek şehri kalesinde bir Hitit Kralı ile Hanikilyon Kralı­nın elçilerini kabul etmiştir.

               Asur döneminde Mardin'e Erdobe denilirdi. MÖ.800 yılına kadar Asuriler'in elinde kalan Mardin daha sonra Urartu Krallığına geçmiştir. Asur-lardan olan Urartu Kralı Mimes zamanında Mardin 50 yıl Urartu idaresine girmiştir. Urartu'nun başşehri Tuşpa (Van)dı. Günden güne Urartu devleti kuvvetleniyordu. Hatta bu arada Asur topraklarını bile işgal etmişlerdir. Asur Kralı IV.Tıplatpalı-sır(MÖ.745-727), Urartu Kralı Şardur'u MÖ. 743 te Fırat yakınındaki Kemenci'de yendikten sonra Van'ı da alarak eski topraklarını kurtarmıştır.

               Kemerlerin bir kolu olan Sityaniler Mardin çevresinde MÖ.612 yılına kadar hüküm sürmüşlerdir. MÖ. 608 yılında ise İran'dan gelen Midiler buraları da ele geçirmişlerdir. Bu arada Aşkuzilerle bir anlaşma yapan Midiller, Babil Kralı Nebuplasır idare­sindeki Ninova'ya hücum edip şehri yağmalayıp paylaşmışlardır. Bu arada Habur ve Balih nehirleri arasında yaşayan Aramiler istiklaline kavuşunca, Aşkuzi ve Kemerilerle birleşerek Harran şehrini yağma etmişlerdir.

               Mardin, Keldo Kralı Nebublasır'ın idaresindeydi. Nebublasır topraklarını geri almak için oğlu Nebuhad-nasır'ı bir ordu ile üzerlerine yolladı. O da Aşkuzileri, Ermeyi ve Aramileri yenip, Harran'ı vergiye bağladı. Böylece Subaro tarafları Babil topraklarına katıldı. Nebuhadnasırın ölümü üzerine Nabunit memleketin ida­resini oğlu Belşasar'a bıraktı. MÖ. 539 da Pers Kralı Kureyş ile yaptığı savaşta ölen Belşasar'dan sonra Babil Perslerin eline geçmiştir.

               Büyük İskender Mısır'ı aldıktan sonra Mezopotamya'ya gelerek İran'a gitmek için Mardin'den geçti. Bu­raları da istila ederek ele geçirdi. Bu tarihte Mardin Makedonya şehri oldu(MÖ:335). İskender'in Babil'de MÖ.323 yılının 28 Mayısında ölümünden sonra komutanlar arasında taht kavgası başlamış ve sonunda dev­letin dörde ayrılması uygun görülmüştür. Mardin doğu bölümünde olduğu için Nikanır denilen General Slev-kos'un payına düşmüştür(MÖ.311).

               Göçebe İranlı olan Partlar egemenliklerini kazandıktan sonra Paktorya'yı ve Fırat-İndus nehirleri arasın­daki ülkeleri topraklarına katmışlardır(M.Ö.237-131). Partlar krallığı müstakil sitelerden oluşuyor ve her si­tenin hükümdarı bulunuyordu. Part Kralı I.Midritad M.Ö. 171-139 zamanında ülkesinin sınırları Hindistan'a kadar uzanmış Dicle ve Hazar Denizi kıyıları Part topraklarına katılmıştır. Bir savaşta Nikanor denilen II.Di-mitrios'a esir düşmüştür.(MÖ. 138-128) Bu sıralarda Urfa Krallığı egemenliğine kavuşmuştu(MÖ.131). Böy­lece Mardin ve çevresi Urfa Krallığının(Abgarlar) topraklarında kalmış oldu.

               MS.249 da Roma Hükümdarı Filibos saltanatının 5.yılında bir isyan hazırlayıp DC.Abgar'ı memleketten kovmuştur. Şehrin Valiliğine de Hapsioğlu Uralyonos tayin edilmişti. Mardin de Urfaya'ya bağlı olduğu için Roma egemenliğine girmiştir. MS.250 yılında Dakiyos, Pers ülkesini zaptedmiştir. Bu arada tahribata uğra­yan Nusaybin'i de onarmıştır.

               MS.330 yılında ateşe ibadet eden ve güneşe tapan Şad Buhari isminde bir kral gelip Mardin Kalesinde kalır. Rahatsız olan kral, kalede kaldığı süre içerisinde iyi olunca, kendisine bir kasır yaptırıp, 12 yıl burada yaşar. Daha sonra kendi memleketi Pers'ten birçok asker ve halk getirip, onları Mardin'e yerleştirir. Getirilen halkın vasıtasıyla MS.442 yılına kadar birçok ilerlemeler görülür.

               MS.442 yılında halkı kasıp kavuran amansız bir veba salgını şehri yaşanmaz bir hale getirmiştir. Yaklaşık 100 sene sonra bu yerleşim yerine Ursiyanos adlı Romalı bir kumandan büyük bir ekiple Mardin'i 47 yılda inşa etmeyi başarmış ve halkın tekrar buraya gelmesini sağlamıştır. Bu süreç içinde Perslerin ünlü merkez­leri olan Dara yeniden inşa edilmiştir.

               Mardin'de Bizanslar MS.640 yılında Hz.Ömer'in kumandanlarından îlyas Bin Ganem'in işgaline kadar varlıklarını devam ettirmişlerdir. MS.692 de Emeviler'in MS.824 te Mardin ve çevresi Halife Memun zama­nında Abbasilere bağlanmış ve İslamiyet bu dönemde hızla yayılmıştır.

               MS.885-978 yılları arasında buralarda hüküm süren Hamdaniler'in kaleyi kesin olarak zaptedişleri 895 yılına rastlar. Doğal olan kalenin bazı yerlerine surlar yaparak bazı yerlerini de onararak günümüze kadar dimdik kalmasını sağladılar. MS.990'da ancak Musul'da tutunabilen Hamdaniler'in topraklarını birer birer ele geçiren Mervaniler Mardin'i de zaptederler. Bu arada Mardin ve çevresinde çarşılar, camiler yaparak onarımlarla İpek yolu üzerinde bulunan bu önemli şehri ticari açıdan canlandırırlar. Alparslan'ın Malazgirt zaferin­den sonra Türklerin Anadolu'ya ulaşan akınları neticesinde gittikçe zayıflayan Mervaniler Devleti Nusay­bin'de M.S.1089'da Selçuklulara yenilerek onların hakimiyeti altına girer.

               Artuklular'dan İl-Gazi Bey Mardin'i MS. 1105 te ele geçirerek devletin başkenti yapar. Halep'i aldığı gi­bi Haçlılara karşı giriştiği mücadeleler dolayısıyla İlgazi Bey büyük ün kazanır. Antakya Haçlı Prensi Roger'i yenerek Silvan'ı da ele geçirir. İlgazi'nin ölümünden sonra oğulları ve yeğenleri devletin başına geçerek Diyarbakır, Harput Kalesi ve civarına hakim olarak, Haçlı, Frankları, Urfa Konutu. Bilecik Haçlı Senyörünü ve Kudüs Kralı Bodven'i yenerek Haçlılara karşı büyük bir başarı kazanırlar. Böylece Artuklular bölgede direnme görmeden büyük bir devlet kurarlar.

               Bu devletin 304 yıllık egemenlikleri sürecinde çok sayıda tarihi camii, medrese, hamam, kervansaray ve medreseye yapılmış bir çok camii, medrese ve manastır onarılmıştır. Artuklular'm günümüze kadar ayakta durabilmiş eserleri günümüz insanını çok eskilere götürerek mitolojik bir hava teneffüs ettirir .

               Timur. Artuklular döneminde 1393 te Mardin Kalesini kuşatıp işgal etmeye yeltense de başarılı olamaz Bu nedenle civarda deyim yerindeyse "ölüm piramitleri" meydana getirir. Timur 1395 yılının Ramazan ayında Mardin'i almak için büyük bir umutla yeni bir kuşatma hazırlıklarına Kızıltepe'de otağını kurarak başlar. Mardin halkı kaleye sığınarak Timur'un şiddetli hücumlarına karşı koymak suretiyle o zamanın en büyük or­dusu ve hükümdarını hüsrana uğratmıştır.

               Artuklular halkın bu başarısından dolayı Mardin'i onarma faaliyetine girişirler. 15. yüzyılda güçlenen Ka-rakoy unlular 'in bu devleti ortadan kaldırmak için Mardin'i 2 yıl kadar kuşatması bu girişimleri aksatır. Halk bu kuşatmaya daha fazla dayanamayarak yapılan antlaşma gereği şehrin kalesini Karakoyunlular'a teslim eder(MS.1409). Mardin Karakoyunlular'ın egemenliğinde 61 yıl kalır. Bu süreç içinde aşiretler ayaklanarak Karakoyulular'm rejimine karşı koyarlar ve devleti zaman zaman ele geçirirler.

               Karakoyunlular'ı MS. 1462 yılında yenen Akkoyunlular kalenin egemenliğini de ele geçirirler. Bu dönem­de Mardin'e Paşa olarak gelen Kasım Bey. Timur'un yakıp yıktığı şehri ve kaleyi onarmaya girişir. Bu çalışmasını ve başarısını taçlandıran bugüne kadar ihtişamla ayakta durmayı başaran ve tarihe meydan okuyan "Kasım Paşa Medresesini" yaptırır.

               16.yüzyılın başında Akkoyunluları egemenliğine alan Şah İsmail güçlü bir Şii devleti kurmayı başarır. Bu dönemde Anadolu'ya girip Şiiliği kabul etmeyenleri zalimce öldürmekten geri kalmaz. Bu durumu gören Mardin hakimi diğer şehirler gibi zulme ve yağmalamaya karşı, şehri ve halkı korumak için kalenin anahtarını kan dökmeden Şah İsmail'e teslim eder...

               Mardin'in kesin olarak Osmanlıların eline geçmesi Mısır seferini düzenleyen Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleşmiştir. (Amid)Diyarbakır Valisi Bıyıklı Mehmet Paşa ve Kürt bilgini İdris-i Bitlisinin Yavuz Sultan Selim'in emriyle 1516'da Mardin ve kalesini dokuz aydan fazla kuşatmış, çeşitli illerden gönderilen Osmanlı takviye kuvvetleri, Doğu Anadolu'dan gelen Kürt Beylerinin kuvvetleriyle kaleye defalarca saldırılar düzenlenmiştir.


Kaynak:www.mardin.gov.tr